<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-21277617</id><updated>2012-02-16T14:45:42.710+02:00</updated><title type='text'>Havadan Sudan</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://portiasnest.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/21277617/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://portiasnest.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Portia</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17458620640342668083</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>57</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-21277617.post-1095846775014334584</id><published>2012-01-19T17:13:00.002+02:00</published><updated>2012-01-19T17:18:02.911+02:00</updated><title type='text'>Coming Soon to a Blog Near You...</title><content type='html'>Evet evet, 2012 akımına uyup ben de blooğumu canlandırmaya karar verdim. Çılgın sosyal hayatımdan (yalan ya, valla yalan) fırsat bulursam haftasonu bir yazı ekleyeceğim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yorumlar aracılığıyla ayar çekenlere duyurulur ;)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/21277617-1095846775014334584?l=portiasnest.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://portiasnest.blogspot.com/feeds/1095846775014334584/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=21277617&amp;postID=1095846775014334584&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/21277617/posts/default/1095846775014334584'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/21277617/posts/default/1095846775014334584'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://portiasnest.blogspot.com/2012/01/coming-soon-to-blog-near-you.html' title='Coming Soon to a Blog Near You...'/><author><name>Portia</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17458620640342668083</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-21277617.post-6315313606490336864</id><published>2010-11-28T00:45:00.002+02:00</published><updated>2010-11-28T00:48:56.840+02:00</updated><title type='text'>Şaşkın’ın Seyir Defteri – II</title><content type='html'>&lt;em&gt;(çevrimdışı yazılmış ancak eklenebilmiştir...)&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu satırları havada yazıyorum. Delta ile ilgili bütün önyargılarıma rağmen çok rahat bir yolculuk geçiriyorum. Tamam, yemekler servis vs şahane değil ama o kısım kimin umurunda. Rahatlığımın sebebine gelince, önce uzun yol uçuşlarının kendi dinamiklerinden biraz bahsetmem lazım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düzenli olarak uzun yol uçan insanların ortak karakteristik özellikleri oluşuyor zamanla. Bunlardan biri binişin sonlarına doğru ortalığı kolaçan etme, uçağın doluluk durumuna göre özellikle boş yerler olması durumunda “boarding ended” dendiği anda bir kaba doldurulmuş büyük taneli şeylerin kabın sallanmasıyla yerleşmesi gibi kendi yerlerini bulmasıdır. İki-üç-iki’lik koltuk düzeninde üçlüğün bir başında idi yerim. Orta koltuk boş diye sevinirken üçlünün öteki başındaki hafif huzursuz genç (ayak sallama alışkanlığından yorumladığım) işareti alır almaza arkalarda boş olan ikiliye geçti. İçimi inanılmaz bir sevinç kapladı. Hemen ortadaki koltuğa geçtim. Bu da başka üçlüden birinin boş uca geçmemesini sağlamak için yapılmış bir taktik hareketiydi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oturduğu yerde uyuyamayan birisi olduğum için bunun benim için anlamı büyük. Yükselme bittiğinde hemen aradaki kollar kalkar, yüz koltuğa dönülüyken ayakkabı tabanları ara boşluğa dönecek şekilde bir ayağın üstü destek alınacak şekilde koltuğa yaslanır diğer ayak bilekten çapraz üste konur. Orta koltuğun kemerinin bir yarısı ile baş konan tarafın kemerinin tamamlayan yarısı genişçe bir halka oluşturacak şekide çarpaz olarak kalça üzerinden bağlanarak uyuma esnasında istenmeyen düşüşler engellenir. Bağlama işlemi mümkünse örtünün üzerinden yapılır ve böylelikle kabin görevlisinin türbülans durumuna kemerini bağlayın uyarısı yapmak için sizi uyandırmasının önüne geçilmiş olur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, yukarıdaki taktikle yaklaşık beş-altı saat uyumuş olduğum için keyfim yerinde. Uyanık olduğum zamanlarda da daha önceden başlamış olduğum “Kürk Mantolu Madonna” isimli kitabı bitirdim ve bir süredir okumayı istediğim “Türkan” kitabına başladım. Toplam onbirbuçuk saat sürecek ikinci etabın bitmesine tahminimce iki-ikibuçuk saat var. Sanırım biraz daha uyuyacağım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sağlıcakla kalınız...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/21277617-6315313606490336864?l=portiasnest.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://portiasnest.blogspot.com/feeds/6315313606490336864/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=21277617&amp;postID=6315313606490336864&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/21277617/posts/default/6315313606490336864'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/21277617/posts/default/6315313606490336864'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://portiasnest.blogspot.com/2010/11/sasknn-seyir-defteri-ii.html' title='Şaşkın’ın Seyir Defteri – II'/><author><name>Portia</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17458620640342668083</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-21277617.post-399515469413214870</id><published>2010-11-26T10:47:00.002+02:00</published><updated>2010-11-26T10:57:05.434+02:00</updated><title type='text'>Şaşkın'ın Seyir Defteri - 1</title><content type='html'>Üç yılı aşkın bir süreden sonra ilk Atlantik ötesi yolculuğum başladı bile. Herşey yolunda giderse ilk uçağa binişle son uçaktan iniş arası 19-20 saat arası birşey sürecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hazırlık süreci eski acılı günlerimi hatırlattı. Yine 2-3 saat yarım yamalak bir uykuyla kendimi havalimanında buldum. Günün ilk sürprizi arada havayolu değiştireceğim ve acenta farklı gruplardan iki havayolu ayarladığı için İstanbul'da da iç hatlardan valiz alıp dışa hatlara taşıma durumu oldu. Ucuz etin yahnisi... Valizin boşken 4.5kg, kurum tanıtım malzemelerinin de 9.8kg çektiği düşünülecek olursa gülle misali bavulu oradan buraya iteklemenin pek de eğlenceli olmadığı aşikar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu anda İş Bankası Louge'unun keyfini çıkarıyorum. Birazdan ikinci etap başlıyor. Sağlıcakla kalınız...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/21277617-399515469413214870?l=portiasnest.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://portiasnest.blogspot.com/feeds/399515469413214870/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=21277617&amp;postID=399515469413214870&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/21277617/posts/default/399515469413214870'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/21277617/posts/default/399515469413214870'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://portiasnest.blogspot.com/2010/11/sasknn-seyir-defteri-1.html' title='Şaşkın&apos;ın Seyir Defteri - 1'/><author><name>Portia</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17458620640342668083</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-21277617.post-1906304015289754348</id><published>2010-10-03T10:17:00.003+03:00</published><updated>2010-10-03T10:45:33.356+03:00</updated><title type='text'>Çekiver Fişi...</title><content type='html'>Sabah sanal alemde gazeteleri karıştırırken o link senin bu link benim, kendimi işle ilgili stres kaynaklarını anlatan bir sayfada buldum: http://www.health.com/health/gallery/0,,20409593_1,00.html.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genelde bildiğimiz, söylediğimiz ama üzerine pek birşey yapmadığımız ya da yapamadığımız etkenleri bir sunum formatında derlemişler. Birkaç yansıda değişik yüzdelerle kendimi bulduktan sonra özellikle "Tech Prisoner" (teknoloji mahkumu) başlığında kendimi daha fazla gördüm. Koydukları fotoğrafta görünen kablolarla bağlanmış muhtelif elektronik cihaz gündelik hayatımın en sıradan görüntüsü herhalde benim için. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazıda önce bir profil verilmiş, sonrasında çözüm önerilmiş:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;The Profile: Thanks to the Blackberry, cell phone, and laptop your company so generously provided, your boss can now reach you 24/7. You're constantly (if virtually) connected to the office, and your work and personal life are indistinguishable.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Profil: İş yeriniz tarafından cömertlikle size verilmiş olan Blackberry, cep telefonu ve dizüstü bilgisayar sağolsun, artık patronunuz size 7 gün 24 saat ulaşabilir durumda. Sanal da olsa mütemadiyen ofise bağlısınız; iş ve özel hayatlarınız ayırt edilemeyen bir hal almış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;The Solution: ...To protect yourself from mental and physical strain, learn how to unplug (literally). Set aside blocks of time—between 9 p.m. and 8 a.m., say—when you turn your electronics off and focus on clearing your head.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çözüm: ... Kendinizi zihinsel ve fiziksel gerilimlerden korumak için fişi çekmeyi (tam anlamıyla) öğrenmelisiniz. Bütün elektronik aletleri kapatıp kafanızı boşaltmaya yoğunlaşacağınız zaman dilimleri -örneğin akşam 9:00 sabah 8:00 arası- ayırmalısınız. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet efendim, "technostress" ile baş etmenin yolu neymiş, çekiverecekmişiz fişi. Budur...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/21277617-1906304015289754348?l=portiasnest.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://portiasnest.blogspot.com/feeds/1906304015289754348/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=21277617&amp;postID=1906304015289754348&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/21277617/posts/default/1906304015289754348'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/21277617/posts/default/1906304015289754348'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://portiasnest.blogspot.com/2010/10/cekiver-fisi.html' title='Çekiver Fişi...'/><author><name>Portia</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17458620640342668083</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-21277617.post-8703199534425914719</id><published>2010-09-12T12:56:00.002+03:00</published><updated>2010-09-12T13:00:26.066+03:00</updated><title type='text'>Ertelemeler...</title><content type='html'>Dün akşam bir arkadaş bendeydi. Eski zerzevatı döktüm ortaya. Hobi günlerimden kalanlar. İncik boncuk, yünler, polimer çamurlar, kitaplar... Niye yapmıyorsun artık dedi. Ben de geniş bir vakit lazım, derleyip toplayıp başlamam için diye cevap verdim. Aşağıdaki şiiri hatırlattı bana. Daha da başka söze yok herhalde...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgilerde / Behçet Necatigil&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgileri yarınlara bıraktınız&lt;br /&gt;Çekingen, tutuk, saygılı.&lt;br /&gt;Bütün yakınlarınız&lt;br /&gt;Sizi yanlış tanıdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bitmeyen işler yüzünden&lt;br /&gt;(Siz böyle olsun istemezdiniz.)&lt;br /&gt;Bir bakış bile yeterken anlatmaya her şeyi&lt;br /&gt;Kalbinizi dolduran duygular&lt;br /&gt;Kalbinizde kaldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siz geniş zamanlar umuyordunuz,&lt;br /&gt;Çirkindi dar zamanlarda bir sevgiyi söylemek.&lt;br /&gt;Yılların telaşlarda bu kadar çabuk&lt;br /&gt;Geçeceği aklınıza gelmezdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gizli bahçenizde&lt;br /&gt;Açan çiçekler vardı,&lt;br /&gt;Gecelerde ve yalnız.&lt;br /&gt;Vermeye az buldunuz&lt;br /&gt;Yahut vakit olmadı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/21277617-8703199534425914719?l=portiasnest.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://portiasnest.blogspot.com/feeds/8703199534425914719/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=21277617&amp;postID=8703199534425914719&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/21277617/posts/default/8703199534425914719'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/21277617/posts/default/8703199534425914719'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://portiasnest.blogspot.com/2010/09/ertelemeler.html' title='Ertelemeler...'/><author><name>Portia</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17458620640342668083</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-21277617.post-3093917436789028070</id><published>2010-06-09T21:57:00.003+03:00</published><updated>2010-06-09T22:38:19.720+03:00</updated><title type='text'>Arıza</title><content type='html'>&lt;span style="font-style:italic;"&gt;Alıntı&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arıza: &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Bir Arıza'nın Anatomisi&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;Sinem Ersever&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Varsayalım, biz çekirge gibi hoplayan fikirlerimizi zaptettik... &lt;span style="font-style:italic;"&gt;'Neden?'&lt;/span&gt; takıntımızdan da vazgeçtik... Bencilliğimizi de yenip kendimizi sevdiklerimize &lt;span style="font-style:italic;"&gt;'uydu'&lt;/span&gt; olarak atadık... Ruh halimizdeki çalkanmaları da kontrol etmeyi öğrendik... İp üzerinde bisiklete binerken, beş top çevirip, aynı anda ağzımızdan ateş çıkarmayı becerdik! Böyle bir düzeni sürdürebilir miyiz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabii ki hayır! Çünkü Entropi Yasası, düzene oturmuş herşeyin bozulmasını emreder! Bu yasa, dünyada her şeyin düzenden düzensizliğe doğru hareket etmesidir. Ve dengeli halimizin &lt;span style="font-style:italic;"&gt;'kalıcı'&lt;/span&gt; olmasını engeller.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu, biz &lt;span style="font-style:italic;"&gt;'yazgısı engebelilerin'&lt;/span&gt; hayat döngüsüdür. Sistemli, dengeli ve uyumlu bir hayat kaderimizde yoktur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En baştan kabullenmek gerekir: &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Bizler 'entropik' yani devinime mahkum insanlarız. İhtimallerle flört etmeden ve 'beklenmedikler'le oynaşmadan duramayız. Bizim dünyamızda, her şey düzenden düzensizliğe doğru, düzensiz bir şekilde ilerler. &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Kendimizle mesaili bir iş gibi cebelleşmek, aşk ve iş hayatımızı bozup bozup yeniden kurmak bizim entropik görevimizdir&lt;/span&gt;.&lt;/span&gt;   &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/21277617-3093917436789028070?l=portiasnest.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://portiasnest.blogspot.com/feeds/3093917436789028070/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=21277617&amp;postID=3093917436789028070&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/21277617/posts/default/3093917436789028070'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/21277617/posts/default/3093917436789028070'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://portiasnest.blogspot.com/2010/06/arza.html' title='Arıza'/><author><name>Portia</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17458620640342668083</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-21277617.post-1405393113480196327</id><published>2010-05-29T21:46:00.007+03:00</published><updated>2010-07-24T21:51:22.954+03:00</updated><title type='text'>Risk Analizi</title><content type='html'>Bu konu bir süredir aklımda ama kafamı toplayamıyordum. Hoş hala kafamı toparlayabilmiş değilim ama bir süre daha birşey yazmazsam hiç yazamayacağım sanırım. Bu arada sağ tarafa da bu konuya ilham olan şarkıyı koydum, aklınızda olsun (Candan Erçetin, Anlatma Sakın). &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konumuz elindekilere razı olmak ile daha fazlası için risklere atılmak arasında seçim yapmak. Kimimiz "iskeleye bağlı" dururken kimimiz farklı farklı nedenlerle hayatın farklı alanlarında açık denizlere "yelken açıyor". Bazı insanları bu iki kalıptan sadece birine oturtmak mümkün olsa da bir kişiyi tek bir başlıkta sınıflandırmak doğru olmayabilir. Mesleki alanda çeşitli riskleri göze alan biri duygusal olarak kendini limana demirlemeyi tercih ediyor belki de.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bana gelince, düşündükçe mesleki açıdan farkında olmadan ne kadar çok risk almışım şimdiye kadar, ona şaşıyorum bugünlerde. Oysa kendimi genelde risk almaktan kaçınan biri olarak tanımlardım. Çalışmak için yurtdışına gitmiş olmam benim için çok doğalken şimdi bakıyorum da, aslında bayağı risk içeren bir durum. Bir değişik mücadele. İş bulmadan geri dönmeme ne demeli. Akademik hayatta pek de akla sığmayan birşey. Ve şimdiki durumum... Kabul ettiğim sorumluluklar, ne düşünüyordum acaba. Beni en çok dehşete düşüren bütün bu kararları alırken aslında ne kadar risk aldığımı farketmemiş olmam. Tabii ki bunlar düşünülmeden alınmış kararlar değil ama benim için risk misk hesaba katılmadan doğal olarak yapılmış seçimlerdi. Baştan beri açık denizlerin insanıymışım meğer. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu farkındalıktan sonra aklıma gelen soru: bu konuda değişebilir miyim ya da değişmeli miyim acaba? Fırtınalarla boğuşmaktan yorulmuş bir tekne iskeleye bağlanınca mutlu olabilir mi yoksa fırtınalar mıdır onu ayakta tutan?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/21277617-1405393113480196327?l=portiasnest.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://portiasnest.blogspot.com/feeds/1405393113480196327/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=21277617&amp;postID=1405393113480196327&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/21277617/posts/default/1405393113480196327'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/21277617/posts/default/1405393113480196327'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://portiasnest.blogspot.com/2010/05/risk-analizi.html' title='Risk Analizi'/><author><name>Portia</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17458620640342668083</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-21277617.post-8213807569606221546</id><published>2010-05-15T12:10:00.004+03:00</published><updated>2010-05-15T13:00:31.820+03:00</updated><title type='text'>Bir Matematikçi, Bir Hanım, Bir Mimar</title><content type='html'>Banka yeni bir kredi kartı yollamış, platin miymiş neymiş. Sanırım daha az para harcamam gerekiyor. Kartı cüzdanıma yerleştirirken, içiçe geçmiş paralarla fişleri ayırayım dedim. Genelde paradan çok fiş var cüzdanda. Banknotları Atatürk resimleri aynı yere gelecek şekilde dizerken, her daim elimin altında oldukları halde arka yüzlerinde kimlerin olduğunu bilmediğimi farkettim. Bir tek onlukların üzerinde Cahit Arf'ın olduğunu hatırlıyordum. Elliliğin üzerinde Fatma Aliye ve yirmiliğin üzerinde Mimar Kemaleddin varmış, haberiniz olsun. Ne yalan diyeyim, son ikisi hakkında romancı ve mimar oldukları dışında pek bir şey bilmediğimi farkedince hemen google amcaya sordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi burada haklarında öğrendiklerimi anlatacak değilim, merak eden vikipedi'den bakar. Sadece beni etkileyen bilgilerden bir kaçı yazmak istediklerim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cahit Arf mesleki yakınlıktan dolayı zaten yabancı değildi bana. Ondan bir alıntı yapıp geçeceğim: "Matematik esas olarak sabır olayıdır. Belleyerek değil keşfederek anlamak gerekir."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fatma Aliye'ye gelince, öncelikle böyle bir Türk kadını hakkında ne kadar az şey bildiğimi farkedince utandım. Ahmet Mithat'la birlikte ürettikleri "Hayal ve Hakikat" romanını bulup okumak istediğimi farkettim. Kadın karakterin ağzından çıkan kısımları Fatma Aliye, erkek karakterin ağzından çıkanları Ahmet Mithat yazmış. Çağının çok ötesinde "Bir Hanım" imiş kendisi. Zaten gerçek ilerleme ancak çağının ötesindeki insanlar sayesinde oluyor sanırım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mimar Kemaleddin'in ise yine bir alıntısını koyacağım sadece. Tam olarak ne zaman bunları söylemiş bilemiyorum ama 1927'de vefat etmiş. Öncesinde bir vakit demek ki. Aradan neredeyse 100 yıl geçmiş ve halimiz çok daha içler acısı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Zavallı İstanbul!...Son düşüş devrinde imâr adı altında ne câhilane, ne zafimâne yıkıma uğradı...Üçüncü Selim´den sonra, eski Türk sanatının incelik ve temizlikle millî ruh doğuran eserleri takdir edilmedi; batı tesiri altında batının bakış açışıyla kabalaşma başladı... Asırlar içinde gelişe gelişe yüzey süslemesinin en kıymetlı eserlerini üretmiş olan koca bir sanat birikimi çirkin görülmeye başlandı ve neticede millî sanatımızı yitirdik. Ziyân ettik, koruyamadık...Batının seri imâlatçıları karınlarını şişirdiler ama aklımız başımıza gelmedi...Hatta onların memleketimize döktüğü ruhsuz tek tip yapılar gözümüze güzel görünmeye başladı. Sonuçta bu surette iktidarsız ve câhil halde kaldık..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;not: Itri ve Yunus Emre, anlayan anlar...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/21277617-8213807569606221546?l=portiasnest.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://portiasnest.blogspot.com/feeds/8213807569606221546/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=21277617&amp;postID=8213807569606221546&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/21277617/posts/default/8213807569606221546'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/21277617/posts/default/8213807569606221546'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://portiasnest.blogspot.com/2010/05/bir-matematikci-bir-hanm-bir-mimar.html' title='Bir Matematikçi, Bir Hanım, Bir Mimar'/><author><name>Portia</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17458620640342668083</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-21277617.post-6327471841896298852</id><published>2010-05-09T13:05:00.001+03:00</published><updated>2010-05-09T13:08:10.295+03:00</updated><title type='text'>Parçalar...</title><content type='html'>&lt;object width="384" height="315"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.dailymotion.com/swf/video/xoqsa"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowScriptAccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed type="application/x-shockwave-flash" src="http://www.dailymotion.com/swf/video/xoqsa" width="384" height="315" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/21277617-6327471841896298852?l=portiasnest.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://portiasnest.blogspot.com/feeds/6327471841896298852/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=21277617&amp;postID=6327471841896298852&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/21277617/posts/default/6327471841896298852'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/21277617/posts/default/6327471841896298852'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://portiasnest.blogspot.com/2010/05/parcalar.html' title='Parçalar...'/><author><name>Portia</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17458620640342668083</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-21277617.post-9015425088896723637</id><published>2010-04-22T12:21:00.002+03:00</published><updated>2010-04-22T12:28:16.845+03:00</updated><title type='text'>Dikenler</title><content type='html'>Bir türlü fırsat bulup da oturup konuşamadığım bir arkadaşla muhabbet ettik, dertleştik biraz. Bu iş yerinde benim eski hallerimi de bilir. Son zamanlarda yaşadığım bazı durumları, bende bıraktığı etkileri anlatınca üç kelime ile anlattı içinden geçtiğim süreci: Yaşadıkça artıyor dikenlerimiz. Budur.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/21277617-9015425088896723637?l=portiasnest.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://portiasnest.blogspot.com/feeds/9015425088896723637/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=21277617&amp;postID=9015425088896723637&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/21277617/posts/default/9015425088896723637'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/21277617/posts/default/9015425088896723637'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://portiasnest.blogspot.com/2010/04/dikenler.html' title='Dikenler'/><author><name>Portia</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17458620640342668083</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-21277617.post-2461804411408312769</id><published>2010-04-15T03:56:00.002+03:00</published><updated>2010-04-15T04:03:26.848+03:00</updated><title type='text'>Geceden Notlar</title><content type='html'>Benim yeğen iki-üç yaşlarındayken gün içinde öğlen vakti gider evin perdelerini kaparmış. Perdeler kapanınca anne babası geliyor ya eve, bir ümit işte. Ben de uyumazsam yarın olmaz belki, bir ümit işte.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/21277617-2461804411408312769?l=portiasnest.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://portiasnest.blogspot.com/feeds/2461804411408312769/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=21277617&amp;postID=2461804411408312769&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/21277617/posts/default/2461804411408312769'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/21277617/posts/default/2461804411408312769'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://portiasnest.blogspot.com/2010/04/geceden-notlar.html' title='Geceden Notlar'/><author><name>Portia</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17458620640342668083</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-21277617.post-1682115592718549995</id><published>2010-03-25T13:59:00.002+02:00</published><updated>2010-03-26T01:59:14.091+02:00</updated><title type='text'>Pazar Keyfi</title><content type='html'>Ağırlıklı olarak mutsuz olduğum zamanları yazmaktan rahatsız olmuştum bir süre önce. Bu nedenle hiçbir şey yazasım da gelmiyordu. Geçen Pazar, uzun zamandan beri ilk defa baştan sona güzel, huzurlu bir gün geçirdim, yazmazsam haksızlık olur o güne diyerek arayı soğutmadan yazmaya karar verdim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pazar günleri benim evde temizlik var. Genelde yardımcım sabah 8:00-8:30 arası gelir, ben ona kapıyı açar geri yatar uyurum. Geçen hafta da farklı bir durum olmadı. Saat 10:00 gibi kalktığımda dışarıda o kadar güzel bir hava vardı ki kendimi evden dışarı atmak istedim. Açık havada kahvaltı, oh ne ala. Aradım üç beş arkadaşı, ulaşamadım kimseye. Yalnız başıma hayattan keyif alma konusu üzerine çalışmam gerek, o yüzden bu durumun beni caydırmasına izin vermedim. Evime yakın Bahçemiz diye bir yere gittim. Çok ahım şahım bir kahvaltıları yok ama mekanı seviyorum. Yol kenarı, gelene geçene bakıyorsun, ağaçlar, kuşlar. En çok da kuşlar mutlu etti beni. Bir kuş karşıma oturdu birlikte kahvaltı ettik. 15-16 senedir görmediğim bir arkadaşım, eşi ve yeni doğmuş çocukları geçti yoldan. Ayaküstü muhabbet ettik. Anlattım, gittim geldim diye. Manyak mısın niye döndün oralardan dedi, eskiden de patavatsızdı diye geçirdim içimden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci durağım ODTÜ tenis kortları oldu. Eski bir arkadaşla orada buluştuk, birlikte tenis de oynardık. Artık belim müsade etmiyor oynamama. Kortlarda olmak biraz hüzünlendirse de hala mutlu ediyor beni. 3-4 saat aynı masada oturduk, çay içtik, bulmaca çözdük, lak lak ettik. Sabahtan beni kıl eden olayı anlattım. Kendisi de 4-5 sene yurtdışında yaşamış dönmüş biri olarak bu konuda anlar beni. İnsanların bizim aylar belki yıllarca onlarca parametreyi içine koyarak aldığımız kararları otuz saniye içinde manyak mısın dönülür mü oradan şeklinde eleştirebilmelerini konuştuk. Sonra o biraz duvarda çalıştı, ben biraz daha takıldım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oradan çıkışta anneme gittim. Pazarları birkaç saat için de olsa ona uğramaya çalışıyorum. Bu aralar dizlerinden olması gereken ameliyatlardan dolayı daha da bir kırılgan. Oyalanıp kafası dağılıyor ben gidince. Babamın eski eşyaları arasından dürbün arama diye başladığımız dolap karıştırma macerası dürbün haricindeki herşeyin ortaya dökülmesi ile sonuçlandı. Anne tarafımdan dedemin Hayfa’da (Suriye) geçen çocukluk-gençlik yıllarında, 14 yaşında, tuttuğu küçük bir izcilik ajandasını verdi bana. 1921 yılına ait, yıpranmış. Mürekkeple dedem adını, boyunu, kilosunu, oymak adını yazmış ilk sayfasına latin harfleri ile. Eagle Troop’muş efendim dedemin oymağının adı. İngilizce olarak kampta dikkat edilmesi gerekenler, düğüm çeşitleri ve izcilikle ilgili diğer bilgiler geliyor önce. İki sayfada da eğitimlerin listesi var matbu halde, yanlarına dedem eliyle tamamladığı tarihleri yazmış. Sonrasında haftalık olarak ayrılmış ajanda kısmı başlıyor. Sayfalar o kadar kırılgan ki çevirmeye korkuyor insan. 1 Ocak gününde “I will be” yazmış, devamında başka birşey yok. Arada birkaç sayfada arapça harflerle birşeyler yazılmış ama çoğu boş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İzcilik defterini bitirince annemin ilkokul, ortaokul karnelerini, birkaç desen çalışmasını, düğünlerinde gelmiş olan şerit şerit yapıştırılmış telgrafları, düğünde ve ablamın doğumunda dışarıdan gelen tebrik kartlarını inceledik, eğlendik. Sonrasında bana ve ablama ait birer çikolata kutusu çıktı ortaya. Benim göbek bağım, 3-4 yaşındayken yaptığım eciş bücüş resimler, makarnaları boyayarak anneme yapmış olduğum kolyeler, benim ilkokul ve ortaokul karnelerim, anadolu liseleri sınavlarına giriş belgelerim, sonuç gazeteleri, ve daha neler neler. Hem tozlandık hem eğlendik kurcalarken. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oradan çıkışta eve gitmeden önce bir de ablama uğrayayım dedim. Arayı açınca yeğenden sitem yiyorum. Zaten şehir dışında olacağım için okuma bayramını kaçıracağım, biraz kırgın bana. Ben ablamlara vardığımda banyodan çıkmış saçının kurutulmasını bekliyordu küçükhanım. Annesi saçını tarayıp düzeltirken biz de biraz laklak ettik. Annemden aldığım ön istihbarat doğrultusunda, eh anlat bakayım okulda neler yapıyorsun, arkadaşların kim diyerek lafa giriş yaptım. Sevgili Naz arkadaşından bahsetti, anaokulundan beri kankası. Sınıftan kim var deyince hiç naz yapmadan Ozan var, çok seviyorum o benim erkek arkadaşım diye patlattı bombayı. Başta Naz’a Ozan’a söylememesi için çok ağlamış, Naz gitmiş Ozan’a söylemiş, ama zaten Ozan da bizimkini seviyormuş efendim. Bu noktada ablam hemen devreye girip babamızın bu durumdan çok da memnun olmadığı durumunu hatırlattı, bu yaşta erkek arkadaş da neymiş diyerek. Eh babanın da işi zor, daha kızı yedi yaşında erkek arkadaşım bu diyerek ortalıkta geziyorsa sen bunu 14-15 yaşında düşün artık. Onun da hayatı zor tabii. Neyse, ne diyordum. Onlar akşam yemeğine oturunca ben de kalktım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eskişehir yolundan eve giderken yolumun üzeri sayılabilecek bir arkadaşı aradım. Çok uzun bir mazimiz yok ama bu aralar sıkıntılı dönemler geçiriyor, biliyorum. Hadi bana kahve yap geliyorum dedim. Bir iki saat de onunla muhabbet ettikten sonra günün yorgunluğunu atmak üzere nihayet eve doğru yollandım. Eve geldiğimde saat daha onbuçuktu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herhalde uzun zamandan beridir hiç bu kadar keyifli ve huzurlu bir oniki saat geçirmemiştim, sadece kendim için, işi gücü onu bunu düşünmeden. Hava o kadar güzel olmasaydı ya da evde temizlik olmasaydı sabahtan evden kendimi dışarı atar mıydım bilmiyorum. O kadar da zor değil bunları yapmak ama olmuyor işte. Kim bilir belki daha sık yapmayı becerebilirim bundan sonra.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/21277617-1682115592718549995?l=portiasnest.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://portiasnest.blogspot.com/feeds/1682115592718549995/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=21277617&amp;postID=1682115592718549995&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/21277617/posts/default/1682115592718549995'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/21277617/posts/default/1682115592718549995'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://portiasnest.blogspot.com/2010/03/pazar-keyfi.html' title='Pazar Keyfi'/><author><name>Portia</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17458620640342668083</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-21277617.post-2434531133183503281</id><published>2010-02-27T13:38:00.002+02:00</published><updated>2010-02-27T13:45:13.064+02:00</updated><title type='text'>Yorumsuz</title><content type='html'>- Bankanın web sayfasına git&lt;br /&gt;- İnternet şubesini çalıştır&lt;br /&gt;- Müşteri numarasını gir (biiiir)&lt;br /&gt;- Parolayı yaz (ikiiii)&lt;br /&gt;- Kişisel güvenlik mesajının altındaki kişisel doğrulama sorusunu cevapla (üüüüç)&lt;br /&gt;- Cep telefonu şifresini gir (dööört)&lt;br /&gt;- CepAnahtar uygulamasını çalıştır&lt;br /&gt;- Şifre üreti seç&lt;br /&gt;- Anahtar kodunu gir (beeeeş)&lt;br /&gt;- Tek kullanımlık şifreyi zamanı geçirmeden bankanın giriş ekranına gir (altıııı)&lt;br /&gt;- Ayda bir güncellediğin şifreni gir (yediiii)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kedi ciğere ulaşana kadar çatladı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/21277617-2434531133183503281?l=portiasnest.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://portiasnest.blogspot.com/feeds/2434531133183503281/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=21277617&amp;postID=2434531133183503281&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/21277617/posts/default/2434531133183503281'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/21277617/posts/default/2434531133183503281'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://portiasnest.blogspot.com/2010/02/yorumsuz.html' title='Yorumsuz'/><author><name>Portia</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17458620640342668083</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-21277617.post-8691266423978189655</id><published>2010-02-25T22:47:00.000+02:00</published><updated>2010-02-25T22:48:21.099+02:00</updated><title type='text'>Kuşlar</title><content type='html'>Cemal'in kuşları ...&lt;br /&gt;... benim kuşlarım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/21277617-8691266423978189655?l=portiasnest.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://portiasnest.blogspot.com/feeds/8691266423978189655/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=21277617&amp;postID=8691266423978189655&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/21277617/posts/default/8691266423978189655'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/21277617/posts/default/8691266423978189655'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://portiasnest.blogspot.com/2010/02/kuslar_25.html' title='Kuşlar'/><author><name>Portia</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17458620640342668083</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-21277617.post-6348278506927331386</id><published>2010-02-18T23:22:00.006+02:00</published><updated>2010-02-19T00:15:05.868+02:00</updated><title type='text'>Olur Olmaz</title><content type='html'>Vatana döndüğümden beri birçok kişi iş ortamlarında nasıl farklar olduğunu sorar durur. Genelde planlama ve olaya profesyonel yaklaşımdaki farklardan bahsederim. Şu son bir haftayı bir diğer çarpıcı farkı yaşayarak geçirdim. Yurtdışında bir iş yaptıracağınız zaman gider ilgili insana işinizi tarif edersiniz, o da size bu işin olurunu anlatır, çözüm bulmaya çalışır. Canım memleketimde ise, işin muhatabı size genelde o işin nasıl olmayacağını anlatarak başlar. Yurtdışında ortaklarınız sizin işinizi çözmek ve kolaylaştırmak için uğraşırken burada işin olurunu bulmak için sizin devamlı bir mücadele vermeniz gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir grup insan da baştan olmazını anlatır ki iş olmadığında size ben baştan dedim diyebilsinler. Bunlar sürecin tamamen dışından izleyici konumunda olan kişiler de olabilir. İnat edip siz bir şekilde bir çözüm ürettiğinizde de valla olmuş, elinize sağlık demek yerine çözümdeki aksaklıkları bulmaya çalışır, ama bu böyle böyle olmamış ki derler. İşin yapılmış olması o kadar kıymetsiz olmalı ki mutluluğu paylaşmak yerine zorlama bir aşağılama sürecine girerler. Laf edince de işi şakaya vurmaya çalışabilirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, yazdıklarımdan anlaşılabileceği üzere ufak bir cinnet geçirdim bugün. Zamana karşı yetiştirdiğimiz bir işi, birçok kişiyle envai çeşit mücadele vererek işyeri ortalamasından çok daha kısa bir sürede ve vakitlice halletmiş olmanın mutluluğunu yaşamaya başlayacağım dakikalarda bana çok da yakın olan bir kişinin abuk sabuk bir iki lafıyla bir kaç sigorta attı kafamda. Kötü niyet yoktu belki, sonra gelip gönlümü almaya çalıştı ama heves kırıldı bir kere.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşi yapmaktan daha çok çabayı bu tip motivasyon kırıcı yaklaşıma direnmekle harcıyor olmak yıpratıyor beni. Yine de pes etmeye niyetim yok. Biz elimizden geleni yaparız, birşeyler olur olmaz, yetişir yetişmez ne ala; ama yeterince çaba harcadığımıza emin olmadan bir işin peşini bırakmak yok. Budur.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/21277617-6348278506927331386?l=portiasnest.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://portiasnest.blogspot.com/feeds/6348278506927331386/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=21277617&amp;postID=6348278506927331386&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/21277617/posts/default/6348278506927331386'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/21277617/posts/default/6348278506927331386'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://portiasnest.blogspot.com/2010/02/olur-olmaz.html' title='Olur Olmaz'/><author><name>Portia</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17458620640342668083</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-21277617.post-6094815128910544969</id><published>2010-02-17T11:32:00.002+02:00</published><updated>2010-02-17T11:34:24.336+02:00</updated><title type='text'>Seçmeli mi Seçmemeli mi</title><content type='html'>&lt;span style=";font-family:georgia;font-size:100%;"  &gt;&lt;span style=""&gt;William Claude Dukenfield, nam-ı diğer W C Fields’in &lt;/span&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;“I never vote for anyone; I always vote against.” lafına denk geldim bugün. Yani adamın aslında seçmek &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;istediği kimse yok, karşı olduklarını eleyince kalan neyse o. Ehven-i şer durumu. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:georgia;font-size:100%;"  &gt;&lt;span style=""&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fields amca kişilere oy vermek üzerinden gitmiş ama hayattaki diğer seçimlerimizdeki durum ne acaba. Mesela meslek ve iş seçiminde kaçımız “evet ben bunu yapmak istiyorum” diyerek bir işe başlıyor kaçımız elemelerden sonra elimizde kalanla hayatına devam ediyor. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:georgia;font-size:100%;"  &gt;&lt;span style=""&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alternatiflerin hepsinin artıları ve eksileri olacağı kesin. Seçim yaparken bunları yanyana koyup karşılaştırıp karar vermek &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;en sık kullanılan yaklaşımlardan biri herhalde. Yine de benim için nedense bu karşılaştırma listeleri bir noktada şişiyor. Bu durum, duyguları kurmaya çalıştığım analitik modele oturtmayı beceremememden kaynaklanıyor. Hah, sanırım yazdıkça tersten de olsa asıl soruna doğru ulaşacağım. Belki de sorun seçimlerimi analitik bir modele oturtmaya çalışmamdan kaynaklanıyor. Bütün parametreleri ve koşulları doğru olarak modele dahil edemiyorsam modelin verdiği sonuç sistemin kendisi ile yani kendimle çelişiyor. Nafile bir çaba&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:georgia;font-size:100%;"  &gt;&lt;span style=""&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lafı uzatmadan, eski bir dostun kararsız kalınan ikili seçimlerle ilgili izlediği bir yolu anlatayım kaçayım. Karar veremiyorsan yazı tura atacaksın, sonuca itiraz etmiyorsan ne ala, mızıkçılık edesin varsa zaten ötekini istediğini anlayıp karar değiştirirsin olur biter. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/21277617-6094815128910544969?l=portiasnest.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://portiasnest.blogspot.com/feeds/6094815128910544969/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=21277617&amp;postID=6094815128910544969&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/21277617/posts/default/6094815128910544969'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/21277617/posts/default/6094815128910544969'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://portiasnest.blogspot.com/2010/02/secmeli-mi-secmemeli-mi.html' title='Seçmeli mi Seçmemeli mi'/><author><name>Portia</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17458620640342668083</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-21277617.post-4244941971082361377</id><published>2010-02-07T18:09:00.010+02:00</published><updated>2010-02-08T15:50:56.104+02:00</updated><title type='text'>Solitary</title><content type='html'>Önce sözlük anlamı ile başlayalım, seslisözlük'teki karşılıkları özetleyecek olursak: yalnız, yalnız yaşayan, ıssız, tek, münferit, tek başına vs gibi anlamları mevcut bu kelimenin. Asıl konu ise FX'te yeni başlayan bir yarışma olan "Solitary". İlk bölümünü izledikten sonra yarışma ve yarışmacı yerine deney ve denek kelimeleri bana daha uygun geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dokuz yarışmacı dokuz ayrı küçük odaya konmuş. Sanırım odalar sekizgen ve oldukça sade.  Arkalarına kameraların yerleştirildiği büyük aynalar haricinde ilk bakışta göze çarpanlar biri kırmızı biri yeşil iki büyükçe düğme, küçük bir kapı ve aynaların birinin üzerindeki bir ekran. Kendisini Val diye tanıtan bir dijital ses yarışmacıların doğrudan iletişim kurdukları tek kişi ve bu ekran aracılığı ile görsel bilgiler de iletiyor. Yarışmacılar birbirlerini hiç görmüyor ve duymuyor. Her odada duvara kocaman oda numarası yazılmış ve kişilere hitap edilirken bu numaralar kullanılıyor, artık başka isimleri yok.  Yanlarında üç eşya getirmelerine izin verilmiş ama onlar da henüz kendilerine verilmemiş. İlerleyen aşamalarda belli koşullarda verilip verilmemesi yine Val'in kontrolünde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amaç bu odada en uzun süre dayanmak. İşi zorlaştıran diğer bir faktör yarışmacıların aşmaları gereken çeşitli fiziksel ve ruhsal zorluklarla mücadele etmek zorunda olmaları. Kendilerini neyin beklediğini ve diğer yarışmacıların ne aşamada olduklarını bilmiyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İzlediğim tek bölümden anladığım, her bölümde iki aşama olacağı yönünde. Birinci aşama daha ruhsal ve karakter testi tadında. İlk bölümde bütün yarışmacılara diğer yarışmacıların meslekleri ve yanında getirdikleri üç eşyanın ne olduğu açıklanıyor. Sonrasında hepsine, diğer yarışmacıların ellerindeki eşyaların o kişiden alınmasını isteme hakkı veriliyor. Dört yarışmacı diğerlerinden hiç birşeyin alınmasını istemediklerini söylüyor. Başka dört yarışmacı eşya bazında seçme yaparken bir yarışmacı diğer yarışmacılardaki herşeyin alınmasını istiyor. Aslında kimsenin eşyasını alınmıyor ama amaç yaklaşımlarını görmek. Herkesten herşeyin alınmasını isteyen tek kişinin kendi üç eşyasından birinin İncil olması çok ilginç.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci aşama daha fiziksel bir işkence. Öncelikle bu aşamada Solitary odasına girdikleri andan itibaren 48 saat geçmiş olduğunu ve bu süre içinde deneklere (evet, artık denek diyeceğim) sadece 2 saat uyumaları için izin verilmiş olduğunu söyleyeyim. Bu süre zarfında sıcaklık gittikçe düşürülüyor. Duvarda öne çekilerek bir raf açılıyor ve üzerinde şifre girmek için kullanılacak bir tuştakımı görüyorlar. Val kendilerine 2 basamaklı bir şifre söylüyor. Daha sonra başka bir duvardan otomatik olarak sürgülü bir yatak çıkıyor. Val deneklere uyuyabileceklerini, ancak ışıklı ve sesli alarm başladığında kalkmaları ve tuştakımına kendilerine verilen şifreyi girerek alarmı kapatmaları gerektiğini söylüyor. Belli bir süre içerisinde şifre girilmezse alarmlar bir daha kapanmıyor. Herkes biraz da olsa dinlenebileceğini umarak yatağa giriyor ve kısa bir süre sonra alarmlar başlıyor. Bir kişi hariç herkes kalkıp şifreyi giriyor. O tek kişi şifreyi girmemeyi ve devamlı çalan alarmlarla devam etmeyi denemeyi tercih ediyor. Daha sonra belirli aralıklarla bu süreç karmaşıklaşan şifre ile devam ediyor. Arada yatak geri duvara giriyor ve denekler yerde uyumaya çalışıyorlar. Dayanamayan kişi elenme ihtimalini göze alarak kırmızı büyük düğmeye basarak bu işkenceye son verebiliyor. Sadece kırmızı düğmeye ilk basan yarışmacı eleniyor, diğerleri kırmızı düğmeye basmış olsalar bile yarışmaya devam edebiliyorlar. Bu arada herhangi bir yarışmacı kırmızı düğmeye basmış olsa bile işkence bir süre daha devam ediyor. Üç dört saat kadar sonra iki yarışmacı dayanamıyor ve ilk basan küçük kapıdan odayı terk ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dediğim gibi yarışmanın daha ilk bölümü yayınlandı. Yarışma izlediğim diğer yabancı kaynaklı birçok yarışmadan farklı. Sonuçta para ödülü olmasına rağmen yarışmacıların çoğu kendi sınırlarını görmek ve kendilerine birşeyleri ispatlamak için bu yarışmaya girdiklerini söylüyor. Hayatın kendisinde bizi zorlayan ve aşmamız gereken o kadar zorluk varken onlar yerine bu tip yollarla sınırları anlamaya çalışmak bana biraz kaçış gibi geliyor. Ha, dobra dobra para kazanmak için girdim de ciğerimi ye. Merak ettim, yapabilir miyim deniyeyim ya da eğleneyim istedim, o da tamam.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında bu tip bir yarışma düşük maaliyetli olması sebebiyle televizyonculuk açısından altın yumurtlayan bir tavuk ama sınırların nerede çizileceği konusu muallak. Ed TV filmini izlediyseniz genelde katılımcılar farkında olmadan çok geniş kapsamlı ve yapımcının kendini inanılmaz maddelerle koruduğu sözleşmelere imza atıyorlar. Sonrasında envai çeşit yaptırımla karşılaşıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konuyu nereye bağlayacağımı soracak olursanız, yok öyle bağlanacak bir nokta. Sadece son zamanlarda bu kadar çok yarışmanın ortaya çıkması ve katılımcılar tarafından bu kadar talep görmesi ilgimi çekiyor. Sanırım maddi sıkıntılardan dolayı insanlar bunu alternatif para kapısı olarak görüyor. Bakalım bu çılgınlıkların sonu nereye varacak.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/21277617-4244941971082361377?l=portiasnest.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://portiasnest.blogspot.com/feeds/4244941971082361377/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=21277617&amp;postID=4244941971082361377&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/21277617/posts/default/4244941971082361377'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/21277617/posts/default/4244941971082361377'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://portiasnest.blogspot.com/2010/02/solitary.html' title='Solitary'/><author><name>Portia</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17458620640342668083</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-21277617.post-5536159099872025261</id><published>2010-02-04T22:00:00.002+02:00</published><updated>2010-02-04T22:27:41.554+02:00</updated><title type='text'>Reklamlar</title><content type='html'>Uzun süredir ekrandaki sigorta reklamlarına gıcık oluyorum. Özellikle içinde şahlanan atların olduğu ya da bölünmüş beyin odacıklarından insanların fırladıklarına. Biraz önce yeni bir sigorta reklamı izledim, daha önce görmemiştim ve ne reklamı olduğunu bilmiyordum. Ev anahtarları bir kadının elinden kayıp gidiyor, düşünce yerde cam gibi tuzla buz oluyor. Daha sonra başka başka insanların elinden bir röntgen filminin, bir araba plakasının, bir işyerinde (sanırım) üretilmiş bir gömleğin başına aynı şeyin gelişini görüyoruz. Ev, sağlık, araba, işyeri... Son sahnede küçük bir kızın elinden hayat bilgisi kitabı düşüyor, birşey olmuyor. Slogan cümleye gelmeden sigorta reklamı olduğu ince, zarif bir şekilde ifade edilmişti. Aksigorta reklamıymış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elden kayıp giden şeyleri düşündükçe acaba başka neler sigortalanabilir bu hayatta düşündüm. Hani sporcular vücutlarını sigortalatıyorlar ya. Mesela aklımızı ya da umutlarımızı... Tabii ki mevcut sigorta sistemleri maddi değerler üzerinden yürüyor ama sigortalanacak şeye göre bunu değiştirebiliriz (kuralları ben koyuyorum, uçuşa geçiyorum). Bundan on sene önce hayallerimin ya da enerjimin yüzde bilmem kaçını kullanarak ilgili sigortaları ya da başka bir yatırımı yapmış olsaydım bugünlerdeki kıtlık döneminde kullanırdım, fena mı olurdu?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/21277617-5536159099872025261?l=portiasnest.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://portiasnest.blogspot.com/feeds/5536159099872025261/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=21277617&amp;postID=5536159099872025261&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/21277617/posts/default/5536159099872025261'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/21277617/posts/default/5536159099872025261'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://portiasnest.blogspot.com/2010/02/reklamlar.html' title='Reklamlar'/><author><name>Portia</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17458620640342668083</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-21277617.post-2891990432178625199</id><published>2010-02-02T22:56:00.004+02:00</published><updated>2010-02-02T23:37:23.439+02:00</updated><title type='text'>Hava ve Ben</title><content type='html'>Dışarıda şakır şakır yağmur yağıyor, gökyüzü içini döküyor sanki. Arada rüzgar hızlanıyor, uğultular yükseliyor, fırtına kopuyor. Sonra bir anda sakinleşiyor, damlalar seyreliyor, bir sonraki fırtınayı bekliyor. Bütün yükünü dökene kadar, içini boşaltıp huzur bulana kadar bu devam edecek. Kim bilir belki sabah hava açık, ortalık yıkanmış olur. Geceden sadece damlalar ve suya doymuş toprak kokusu kalır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/21277617-2891990432178625199?l=portiasnest.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://portiasnest.blogspot.com/feeds/2891990432178625199/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=21277617&amp;postID=2891990432178625199&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/21277617/posts/default/2891990432178625199'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/21277617/posts/default/2891990432178625199'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://portiasnest.blogspot.com/2010/02/hava-ve-ben.html' title='Hava ve Ben'/><author><name>Portia</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17458620640342668083</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-21277617.post-1521916033273184150</id><published>2010-01-21T23:01:00.003+02:00</published><updated>2010-01-21T23:39:34.012+02:00</updated><title type='text'>Hüzün</title><content type='html'>Ne yaparsam yapayım gitmeyen bir hüzün var içimde. Kendimi kimi zaman işle kimi zaman sosyal aktivitelerle oyalayıp derinlere itmeye çalışsam da, ne yaparsam yapayım orada, içimde...  Hüznü derinlere itmeyi başarıp yüzeye çıkmasına engel olmak kökten yok etmeye alternatif değil elbet ama yok etmeye gücü yoksa insanın, ya da bilemiyorsa nasıl yokedeceğini, geçici çözümlerle idare etmeye çalışmak saçma mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O kadar uzun zamandır benimle ki bu hüzün, kanıksadım sanki varlığını.  Onu atmaya çalışmak kendimi atmaya çalışmak gibi birşey, bir şekilde özdeşleşmiş benimle, ele geçirmiş beni. Belki de bu yüzden artık içimden atmaya tenezzül etmiyorum, sadece gizliyorum. Ya da önceki mağlubiyetlerden yorulduğum için vazgeçtim bu duruma çözüm bulmaya çalışmaktan. Kendini tekrarlayan bir süreç: çabalama, sanal bir zafer süreci, sonrasında daha da yoğun bir  sıkıntı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rahat batıyor sana diyor bazı arkadaşlar. Doğru, hayati sıkıntılarım hiç bir zaman olmadı. Maddi dertlerim yok, mesleki olarak fena sayılmam, beni seven destek olan ailem, dostlarım var. Yine de her akşam eve geldiğimde bana eşlik eden bu hüzün kalıyor sadece hepsinden geriye. Gel de bunu anlatmaya çalış onlara. Yapabildiğim tek şey bu durumla yaşamak. Dedim ya, alışmak üzereyim de, bu da korkutuyor beni...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/21277617-1521916033273184150?l=portiasnest.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://portiasnest.blogspot.com/feeds/1521916033273184150/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=21277617&amp;postID=1521916033273184150&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/21277617/posts/default/1521916033273184150'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/21277617/posts/default/1521916033273184150'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://portiasnest.blogspot.com/2010/01/huzun.html' title='Hüzün'/><author><name>Portia</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17458620640342668083</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-21277617.post-465813266065774783</id><published>2010-01-17T13:01:00.004+02:00</published><updated>2010-01-17T13:46:15.157+02:00</updated><title type='text'>Kar, Dernek, Hafıza, 5 Şubat, Tembellik ve Uyku</title><content type='html'>Rüyamda kar yağdığını gördüm dün gece. Düzeltme, kar yağarken değil de yağmış, her taraf bembeyazdı. Sıkıldım bu gri havalardan. Güneşten vazgeçtim ama bari kar yağsa da biraz aydınlık gelse.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün akşam uzun zamandır görüşemediğim arkadaşlarla derneğin yıllık yemeğinde görüştüm. Güzeldi. 10 senedir görmediğim insanları gördüm, isimleri hatırlamakta zorluk çektim. Biraz sitem ettiler, nerelerdesin diye, kızmadan ama. Araya giren onca zamana mesafeye rağmen hala bana verdikleri değeri, sıcaklıklarını hissettim, sevindim. Havadisleri aldım, şaşırdım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu aralar yine şaşkınlık ve unutkanlıkta rakip tanımıyorum. Mesela, dün mutfaktan oturma odasına birşey almaya doğru koridora çıktım. Koridorda ilerlerken yahu ben niye oturma odasına gidiyordum diye düşünmeye başladım. Varınca hatırlarım diye devam ettim (koridor yüz kilometre ya). Oturma odasına vardığımda hala niye gittiğimi hatırlayamamıştım. Alakasız birşeyleri aldım, mutfağa geri döndüm. Mutfağa varınca neyi alacağımı hatırladım, ama zaten baştan beri onun zaten mutfakta olduğunu gördüm. Önceki gün de ofiste iş çıkışı yine yaptım yapacağımı. Arkadaşla yemeğe gideceğiz, iş yerinden çıkarken kapıda kart okutuyoruz. Tam bariyere yaklaştık, ben kartı bulamadım. Karıştırdım çantayı, yok. Hay allah, ofiste unuttum dedim. Yorgun olduğum için gözlerimi kırpıştırarak arkadaşa baktım. Tamam tamam ben alırım dedi, 2. kattaki ofisime çıktı. Aşağıdan ofisin camını görebiliyorum, 10 dakika kadar bulmaya çalıştı, telefon etti, yok yahu dedi. Bir de inat ettim, iyi bak dedim. Sonra bari ben de çantama bir daha bakayım dedim. Tabii ki çantadamdaydı. Utandım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5 Şubat'a gıcığım. Hem proje dönem raporu hem de yeni hazırlamakta olduğumuz bir projenin başvuru dosyasının hazırlanması için son gün olduğu yetmezmiş gibi bildiri göndermeyi planladığımız bir bilimsel konferansın gönderme için son tarihi de 5 Şubat'a ertelenmiş. Yuh dedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eve geldiğim zaman inanılmaz bir üşengeçlik çöküyor üzerime. 4-5 gün önce kumandayı yere düşürüp bir de yanlışlıkla ayağımla tepikleyince koltuğun altına, dibe doğru gitti. Çıkarmaya üşendiğim için günlerdir televizyonu fişten açıp kapıyorum. Neyse ki bugün yardımcım geldi de çıkardı kumandayı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Efendim, aslında şu anda raporlara bakmam, verdiğim dersle ilgili sınav okumam, ödevleri notlandırmam, final sorularını hazırlamam filan gerekiyor. Her zamanki gibi iş listem belli bir uzunluğu geçince listede olmayan herşeyle uğraşmakla meşgulüm. Sanırım en iyisi biraz daha uyuklamak. Bu havada yapılacak en mantıklı şey bu, evet evet uyuklayayım ben...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/21277617-465813266065774783?l=portiasnest.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://portiasnest.blogspot.com/feeds/465813266065774783/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=21277617&amp;postID=465813266065774783&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/21277617/posts/default/465813266065774783'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/21277617/posts/default/465813266065774783'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://portiasnest.blogspot.com/2010/01/kar-dernek-hafza-5-subat-tembellik-ve.html' title='Kar, Dernek, Hafıza, 5 Şubat, Tembellik ve Uyku'/><author><name>Portia</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17458620640342668083</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-21277617.post-7698875678997023101</id><published>2010-01-10T07:57:00.003+02:00</published><updated>2010-01-10T08:12:45.225+02:00</updated><title type='text'>Durum</title><content type='html'>&lt;span class="status-body"&gt;&lt;span class="entry-content"&gt;Zamana müdahale edemeyeceğimi kabullendim, ama bu aralar hayatı biraz yavaşlatabilsem çok iyi olacak...&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/21277617-7698875678997023101?l=portiasnest.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://portiasnest.blogspot.com/feeds/7698875678997023101/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=21277617&amp;postID=7698875678997023101&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/21277617/posts/default/7698875678997023101'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/21277617/posts/default/7698875678997023101'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://portiasnest.blogspot.com/2010/01/durum.html' title='Durum'/><author><name>Portia</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17458620640342668083</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-21277617.post-9055650674806513239</id><published>2010-01-03T22:54:00.001+02:00</published><updated>2010-01-03T22:57:02.978+02:00</updated><title type='text'>Yoruldum...</title><content type='html'>Anlamsızlıktan,&lt;br /&gt;hedeflerimi yitirmiş olmaktan,&lt;br /&gt;önüme yığılmış sorumluluklardan,&lt;br /&gt;ağrılardan, sızılardan,&lt;br /&gt;pazar akşamlarından,&lt;br /&gt;iyiymiş gibi davranmaya çalışmaktan,&lt;br /&gt;market alışverişi yapmaktan,&lt;br /&gt;kapalı havalardan,&lt;br /&gt;uyuyamamaktan,&lt;br /&gt;uyanamamaktan,&lt;br /&gt;insanlardan,&lt;br /&gt;yalnızlıktan,&lt;br /&gt;anlamsızlıktan.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/21277617-9055650674806513239?l=portiasnest.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://portiasnest.blogspot.com/feeds/9055650674806513239/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=21277617&amp;postID=9055650674806513239&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/21277617/posts/default/9055650674806513239'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/21277617/posts/default/9055650674806513239'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://portiasnest.blogspot.com/2010/01/yoruldum.html' title='Yoruldum...'/><author><name>Portia</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17458620640342668083</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-21277617.post-2857299050531290463</id><published>2009-12-12T15:14:00.003+02:00</published><updated>2009-12-12T15:50:17.241+02:00</updated><title type='text'>Sayılar</title><content type='html'>Geçtiğimiz pazartesi yaşgünümdü. Annemle yaşgünlerimizin arası bir gün. Bu sene annemin yaşı benim yaşımın tam iki katı. Annemin doğumyılının son iki basamağının yerini değiştiriseniz benim doğum yılım oluyor. Bu bilgilerle yaşlarımız hesaplanabiliyor, seviyorum sayılarla oynamayı. İnsanın pin kodu diye birşey varmış, doğumgünü yılı bilgisinden çıkan, bir ara öğreneyim şunu. Unutunca yenisini yolluyorlar mı acaba.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;21 Kasım babamı kaybedişimizin onbeşinci yılı idi. Zaman ne kadar da hızlı akıp geçiyor. 21 gün daha yaşasaydı, onikinci ayın onikisinde (yani bugünden tam onbeş yıl önce), tam elli dokuz yaşında olacaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Perşembe akşamı iş çıkışı koşa koşa kuzenin doğan çocuğunu görmeye hastaneye gittim. 8 saatlikken kucağıma alma fırsatım oldu küçük beyi. 3 gün önce doğmuş olsaydı, doğumgünlerimiz aynı olacaktı. Olsun, sağlıklı olsun da nasıl olursa olsun. Ailedeki yeni nesil bebeklerin doğumlarında burada olamamıştım, o yüzden en küçük gördüğüm aile bireyi oldu kendisi. Doğum yapan kuzenle aramız tam 9 ay 8 gün, o daha küçük. Teyzemlerin benim doğduğum günlerde ne halt ettiğini biliyoruz yani. Bu teyze benim altımı ilk değiştiren teyze, hep anlatır. Ben de onun torununun ilk bezini değiştirdim, artık ben de bunu anlatırım. Şimdi kimsenin hakkını yemiyeyim, önce bebenin babası bebenin annesinin direktifleri ile değiştirmeye başladı ama aramızda kalsın kendisi biraz şaşkın, o yüzden arada ben devraldım. Bu arada hayatımda daha önce hiç bebek bezi değiştirmemiş biri olarak gayet başarılı idim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında hayatımdaki sayılarla ilgili yazacak birşeyler daha vardı aklımda ama telefon geldi çıkıyorum. Bu arada telefon numaramın koddan sonraki kısmının telefonun sadece ortadaki tuşları kullanılarak çevirilebildiğini ve ortadaki basamağa göre simetrik olduğunu söylemiş miydim?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/21277617-2857299050531290463?l=portiasnest.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://portiasnest.blogspot.com/feeds/2857299050531290463/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=21277617&amp;postID=2857299050531290463&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/21277617/posts/default/2857299050531290463'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/21277617/posts/default/2857299050531290463'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://portiasnest.blogspot.com/2009/12/saylar.html' title='Sayılar'/><author><name>Portia</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17458620640342668083</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-21277617.post-1707900550211565284</id><published>2009-10-22T01:26:00.004+03:00</published><updated>2009-10-22T01:31:18.558+03:00</updated><title type='text'>Durum</title><content type='html'>"Felaketim olur, ağlarım..."&lt;br /&gt;A.İ.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/21277617-1707900550211565284?l=portiasnest.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://portiasnest.blogspot.com/feeds/1707900550211565284/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=21277617&amp;postID=1707900550211565284&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/21277617/posts/default/1707900550211565284'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/21277617/posts/default/1707900550211565284'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://portiasnest.blogspot.com/2009/10/durum.html' title='Durum'/><author><name>Portia</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17458620640342668083</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-21277617.post-3064420480234510711</id><published>2009-09-16T20:27:00.006+03:00</published><updated>2009-09-17T21:41:01.328+03:00</updated><title type='text'>Daldan Dala</title><content type='html'>Bugünlerde hislerim karman çorman. Devamlı içime attıklarımın yanı sıra pms'in katkısı da büyük. Alınganlığımı kontrol edemediğim bu dönemlerde herşeyi batırmakta üzerime yoktur. Bu sefer toparlanmam bir tokatla oldu. Tokat acı bir haberle patladı. Kuzen doğumda bebeğini kaybetmiş. Bu son bir sene içinde ailede kaybettiğimiz ikinci bebek. Ben bu kadar dağılırken onların yürek nasıl dayanacak bilemiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk kaybı yaşayan öteki kuzen şimdi yine hamile, altıbuçuk ayı doldu. Bütün ailenin aklı onda, kalbi onunla. Dün telefonda konuştuk havadan sudan. İyi toparladı kendini, umarım herşey yolunda gidecek bu sefer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün bunlar üzerine yine kızdım kendime. Sevdiğim insanların kıymetini kendilerine göstermeyişime. Sonra uzun zamandır konuşmadığım aile bireylerini aradım. Teyzelerimi, halamı, diğer kuzenleri. İster istemez ölümü düşündüm yine. Başıma birşey gelirse evim temiz, çamaşır yok diye sevindim. Aptal konumuna düşmek pahasına, söylemeye çekindiğim duyguları söylesem mi diye düşündüm. O noktada durdum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/21277617-3064420480234510711?l=portiasnest.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://portiasnest.blogspot.com/feeds/3064420480234510711/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=21277617&amp;postID=3064420480234510711&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/21277617/posts/default/3064420480234510711'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/21277617/posts/default/3064420480234510711'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://portiasnest.blogspot.com/2009/09/daldan-dala.html' title='Daldan Dala'/><author><name>Portia</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17458620640342668083</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-21277617.post-7267426043161849725</id><published>2009-08-30T23:02:00.006+03:00</published><updated>2009-08-30T23:43:10.273+03:00</updated><title type='text'>Koku</title><content type='html'>İnsanın sevmediği bir kokunun sevdiği birini hatırlatması ne ironik bir durum değil mi? Tersi de olabilir. Sevdiğiniz bir koku sevmediğiniz birini hatırlatıyor olabilir. Bu durumda zamanla o koku sevilmez olur belki. Neyse, konu bu değil. Yalnız bugün konuyu dağıtasım var nedendir bilmem. Uyarmadı deme sonra.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevilmeyen koku, sevilen insan dedik ama açık bırakılınca insanın aklına herşey gelebilir bu cümleden. Burada bahsi geçen muşamba kokusu efendim. Hiç sevmem. Bir kere kelime baştan komik. Muşamba, muşamba, muşamba... Hemen etimolojik sözlüğü açalım, bakalım. Arapça kökenli bir kelime olup mumlanmış anlamına gelmekte, hatta şamdan kelimesi ile ortak kökü paylaşmakta imiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muşamba kokusu diyorum. Evde çok fazla yoğurt oluvermiş. Dalıp kapıcıya sık sık sipariş verince sonuç bu. Dün akşam serviste yine sordu, yoğurt ister misin diye. Adam da haklı. Üst üste birkaç gün birer kilo yoğurt istediğimi düşünürsek adam yoğurtla yıkandığımı filan sandı herhalde. O kadar yoğurdu tüketmenin benim açımdan en iyi yolu ayran. Yapıverdim bir sürahi. Ayran soğuk olmalı ya, koyacağım buzdolabına ama sürahinin kapağı yok. Ilık ayran sevmem,  açık ağızla buzdolabına birşeyler koymayı da sevmem. Kokular karışır, hiç hazzetmem, hiç.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muşamba kokusu diyorum. Ne kapasam diye çekmeceleri karıştırırken şu bone kılıklı plastik zımbırtılardan buldum, kapların ağzına geçirmek için kullanılan. O plastik kokusu ve muşamba kokusu işte sevmediğim. Kokusu ilk alındığında da öyle midir bilmem ama zamanla kapadığı kapların muhteviyatını kendi içine hapseder, yıkansa da hiç temizlenmez, ekşi ekşi kokar sanki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muşamba kokusu diyorum. Anneannemin bir sürü emaye kabı vardı. Yemek hazırlarken kullandıkları, yemek piştikten sonra kullandıkları. Ne hikmetse bunların kendi kapakları yoktu. Bir sürü mutfak bonesi olurdu evinde. Mutfağın yanındaki kilerde soldaki plastik kabın içinde dururdu boneler. O kiler ki kuzenlerle en büyük maceralarımızın odak noktası, merkez üssü olmuştu yıllarca. Çok zorlarsak dört çocuğun alt alta üste sığabildiği, üç duvarı boydan boya raflarla kaplı küçük ama büyük kiler... Bakliyatları duş yapıyoruz diye boca ettiğimiz, çoğu zaman Hatice hanımın elinde terlikle bizi kovaladığı kiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muşamba kokusu diyorum, hiç sevmem. Nur içinde yat Hatice hanım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/21277617-7267426043161849725?l=portiasnest.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://portiasnest.blogspot.com/feeds/7267426043161849725/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=21277617&amp;postID=7267426043161849725&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/21277617/posts/default/7267426043161849725'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/21277617/posts/default/7267426043161849725'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://portiasnest.blogspot.com/2009/08/koku.html' title='Koku'/><author><name>Portia</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17458620640342668083</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-21277617.post-1853758777620295032</id><published>2009-08-22T17:05:00.004+03:00</published><updated>2009-08-22T17:42:23.571+03:00</updated><title type='text'>Oyunlar</title><content type='html'>Bizim aile her türlü oyunu sever efendim. Okul öncesi yıllarımın çoğunu geçirdiğim babaanne evinde tık, basra, pişti gibi kart oyunlarını oynayarak büyüdüm. Sayıları iskambil kartlarından öğrenmiş biri olarak ısrarla kart üzerindeki şekilleri sayıp köşedeki rakamla eşleştirmenin ev veya çubuk çizip eşleştirmekten farklı olmadığını savunurum. Küçük yaşlarda başlayan merakım, 8-9 yaşlarından itibaren ailecek okey, king, bezik, tavla ve kutu oyunları oynayarak pekişti. Oyunların nesiller arasında köprüler kurmak için farklı bir yeri olduğuna inanırım. Yurtdışında yaşadığım yıllarda kültürler arasında da benzer bir etkisi olabileceğini gördüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık devir değişti. Üç dört kişiyi bir araya toplayıp oyun oynamak her zaman mümkün olmuyor, bilgisayarlar devreye giriyor. Geçtiğimiz günlerde ayfonuma okey tahta ve taşları ile ailecek oynadığımız bir oyunu yüklemiştim. Kartlarla oynanan ellibiri andıran, bizim kastet dediğimiz bir oyun. Meğer uluslararası jargonda romi diye de anılırmış. Elimin altında olunca arada sıkıldıkça oynayıp eski günleri yad etmeye başladım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün gece annem ablamlarda kalmıştı. Bu öğlen hem onu alıp evine bırakmak hem de ablamla yeğenimi görmek için ben de uğradım. Bıcırık "Portia Teyzeeee, hadi telefonundan bana oyun öğret" diye yamacıma sokuldu, ben de romi'yi anlattım ona. Minicik parmakları ile dokunmatik ekranda taşları pıtır pıtır kaydırmayı hemen öğrendi, pek de hoşuna gitti. Sonra annemle annemin evine geldik. Bu sefer annem benim bilgisayarıma oyun yüklesene diye şımardı. Anneannesine bak torununu al. Zaten kasteti çok sever, aynı oyunun pc versiyonunu da ona yükledim. Kuralları tekrar ettim, arayüzü öğrettim. Keyifle oynamaya başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böylelikle hayatımda ilk defa aynı gün içerisinde hem 72 yaşındaki anneme hem de 7 yaşındaki yeğenime aynı oyunu öğretmiş oldum, hem de dijital ortamlarda. Hem komik geldi hem de ne hallere geldi dünya diye bir kere daha şaştım. Şimdi sırada gidip bir yerlerden okey seti alıp üç nesil bir arada karşılıklı oynamak var, benim çocukluğumdaki gibi. Yenilikleri eklerken hayata eski alışkanlıkları da muhafaza etmek lazım sanki...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sağlıcakla kalınız.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/21277617-1853758777620295032?l=portiasnest.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://portiasnest.blogspot.com/feeds/1853758777620295032/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=21277617&amp;postID=1853758777620295032&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/21277617/posts/default/1853758777620295032'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/21277617/posts/default/1853758777620295032'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://portiasnest.blogspot.com/2009/08/oyunlar.html' title='Oyunlar'/><author><name>Portia</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17458620640342668083</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-21277617.post-3417569918828426814</id><published>2009-07-31T22:19:00.001+03:00</published><updated>2009-07-31T22:19:21.368+03:00</updated><title type='text'>İzler</title><content type='html'>Hani genelde bir yorgunluk halinden şikayetçiyimdir ya kendimde, nedenlerini bulmaya çalışıyorum mümkünse ortadan kaldırabileyim diye. Bunlardan biri hayatıma giren çıkan insanların yoğunluğu gibi geldi geçenlerde düşünürken. Kimi insanlar kısa sürede önemli yer ediyor bende ve gittikleri zaman benden birşeyler, hatta genelde benim hayata biraz daha tutunabilmemi sağlayan şeyleri de götürüyorlar sanki. Biliyorum, böyle düşünmek yerine birlikte geçirilen güzellikleri hatırlayıp mutlu olmak lazım ama elimde değil. Onun yerine her ayrılış hüzün ve yorgunluk hali yaratıyor bende.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yazı da durduk yere çıkmadı haliyle. Bugünlerde yine çok sevdiğim bir insanı uğurluyorum uzaklara. Yıllarca sık sık mekan ve çevre yenilemiş biri olarak dostların mesafeyle değerlerini yitirmediklerini, yine de uzanıp omzuna sarılabilmenin hiçbir şeye değişilmeyeceğini biliyorum. Hele de bu insan sana "seni görünce günüm güzel geçiyor" diyen, sende de aynı duyguları yaratan biriyse.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bu gidişler çok yoruyor beni. Ne yazık ki bir çaresi yok. Yine teknolojiye sarılıp kopmamaya çalışmaktan başka elden birşey gelmiyor. Sağlıcakla...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/21277617-3417569918828426814?l=portiasnest.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://portiasnest.blogspot.com/feeds/3417569918828426814/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=21277617&amp;postID=3417569918828426814&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/21277617/posts/default/3417569918828426814'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/21277617/posts/default/3417569918828426814'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://portiasnest.blogspot.com/2009/07/izler.html' title='İzler'/><author><name>Portia</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17458620640342668083</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-21277617.post-152216983449234452</id><published>2009-07-16T22:53:00.006+03:00</published><updated>2009-07-16T23:51:30.762+03:00</updated><title type='text'>Ketçap</title><content type='html'>Hayatımın uzun bir bölümünü doğduğum şehir olan Ankara'da geçirdim. 1998 senesine, yani 25 yaşına kadar ailemle aynı evde yaşadım, ki bu dönemin son yıllarında peder beyi kaybedip ablayı da tahsil için garp ülkelerine yolladığımız için annemle başbaşaydık. Sonra kiracının çıkmasını, ablamın bir süre sonra vatana dönüp evlenecek olmasını ve eve yerleşme olasılığını bahane edip ikinci evi bir daha kiraya vermeyelim diyerek tek başıma o eve çıktım. Yine de haftada iki üç gün annemde kalıyordum. Arada hemşire vatana döndü, evlenip başka yere yerleşti, ben de eve iyice kök saldım. 2001 senesinin başında bu sefer benim yurt dışında çıkacağım belli olunca ve tez yazma dönemi streslerini anne şefkati ile geçirmeye karar verince tekrar ana evine döndüm, benim ev (artık iyice benimsedim ya) kiraya verildi. Tez süreci uzayınca anne ile kalış süresi de planlananın üzerine çıktı. 2001'in Aralık ayında planlar gerçek oldu ve gurbet ellerde kendi ev maceralarım başladı. 2007 yazında vatana kesin dönüş yapınca "benim" evin içinde tadilat yaptırırken yaklaşık 7 ay yine annemle yaşadım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi diyeceksiniz, ne anlatıyor bu böyle ve ketçap ne alaka. Efendim, yukarıdaki bütün gevezelik hayatımın oldukça hatrı sayılır bir kısmında annemle yaşadığımı size ispatlamak içindi. Şimdi olayı ketçapa da bağlayacağım. Geçen gün yazlığa gideceği için öncesinde anneme gittim, birlikte akşam yemeği yiyelim diye. Köfte yapmış bana sağolsun. Oturduk yemeğe başladık, ketçap ister misin dedi. Kafamı kaldırıp gözlerimi belerterek kendisine baktım. Hayatımın hiç bir döneminde ketçap yemedim, sevmedim. Ve hatta "ketçap ister misin kızım?", "anne, ben ne zaman ketçap yedim" muhabbetini en az 80 kere yapmışızdır, temiz. İnsan ister istemez bozuluyor yahu, kendi annesi bile bu tip detayları bilmeyince. Hayır öyle 5-6 kardeş de değiliz ki zor olsun aklında tutmak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biraz düşününce aslında her ailede böyle kendini tekrarlayan konuşmalar olduğunu görüyor insan. "Anne, ya niye zahmet ettin, üç günlüğüne geldin temizlikle uğraşma", "olsun yavrum ben seviyorum, uğraş oluyor hem", "Peki o zaman, koy yan cebime". Ya da "Kızım, yola çıkmadan baktın mı hava raporuna", "Baktım yağış varmış anne", "O zaman yanına şemsiye al", "aaa, ne kadar iyi fikir, ben daha önce neden düşünmedim ki hiç bunu". Sanırım bir çeşit oyun bu, bir çok durumda iki tarafın da tekrarlamasından garip bir haz aldığı. Bilmem, belki ben de ne kadar şikayet etsem de için için eğleniyorum her "anne ben ne zaman ketçap yedim ki" deyişimde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sağlıcakla kalınız...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/21277617-152216983449234452?l=portiasnest.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://portiasnest.blogspot.com/feeds/152216983449234452/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=21277617&amp;postID=152216983449234452&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/21277617/posts/default/152216983449234452'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/21277617/posts/default/152216983449234452'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://portiasnest.blogspot.com/2009/07/ketcap.html' title='Ketçap'/><author><name>Portia</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17458620640342668083</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-21277617.post-6240722219010486280</id><published>2009-07-03T11:23:00.002+03:00</published><updated>2009-07-03T11:24:50.349+03:00</updated><title type='text'>-mış, -muş gibi yapmalar...</title><content type='html'>&lt;span style="" lang="TR"&gt;Bu aralar mutluymuş gibi yapma evresindeyim. Bir yandan da bazı durumları kabullenmiş gibi davranmaya çalışıyorum. Hem fikren hem kalben. Yeterince –mış, -muş gibi davranırsam &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;sonunda gerçekten öyle olabilirim diye umuyorum sanırım. Genelde işe yarıyormuş gibi görünse de bazen ufacık bir olay bütün mekanizmayı sekteye uğratmaya yetiyor. Birbirine geçmiş çarklı bir sistemin herhangi bir çarkına minik bir kibrit çöpü sokar gibi. Böyle durumlarda çabalamaktan vazgeçip en lanet suratımla yatağıma gömülüp hiç çıkmamak istiyorum. Sonra yıllardır kanıma işlenmiş sorumluluk bilinciyle kalkıp yaşıyormuş gibi yapmaya devam ediyorum.&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;Bakalım bu oyun daha ne kadar bu şekilde devam edecek.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/21277617-6240722219010486280?l=portiasnest.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://portiasnest.blogspot.com/feeds/6240722219010486280/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=21277617&amp;postID=6240722219010486280&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/21277617/posts/default/6240722219010486280'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/21277617/posts/default/6240722219010486280'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://portiasnest.blogspot.com/2009/07/ms-mus-gibi-yapmalar.html' title='-mış, -muş gibi yapmalar...'/><author><name>Portia</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17458620640342668083</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-21277617.post-8167156032876043918</id><published>2009-06-18T22:44:00.006+03:00</published><updated>2009-07-07T21:48:08.056+03:00</updated><title type='text'>Duyguyu Söylemek</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span  lang="TR" style="font-size:100%;"&gt;Yazıcığın ilham kaynağı bir dizideki bir sahne. Adamın sevdiği kadının bilinci yerinde değil, dört aylık da hamile. Adamın eski karısı yanında ve duymasa bile kadına onu sevdiğini söylemesini söylüyor. Adamsa “Sevdiğimi söylemek çok saçma, zaten biliyor, hissediyor” diyor. Ekliyor, “Sevdiğimi söylemeye çalışmak sevgimi ifade etmek için yeterli değil, kelimelerle ifade edildiğinde olduğundan çok daha az kalıyor”. Dizi ingilizce olduğu için replik tam böyle değildi. Benim aklımda kalanla çevirim bu.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span  lang="TR" style="font-size:100%;"&gt;&lt;!--[if !supportEmptyParas]--&gt; &lt;!--[endif]--&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span  lang="TR" style="font-size:100%;"&gt;Duyguları ifade etmek ve bunun yöntemleri konusunda kültürel farkların yanı sıra, yaş, cinsiyet ve duygunun çeşidi de oldukça etkili. Çoğu zaman nefretimizi, kızgınlıklarımızı ifade ederken ne kadar bol keseden dağıtıyorsak, iş sevgiye ve iltifata gelince bir o kadar cimri oluyoruz. “Söylememe, ifade etmeme gerek yok, hissettiriyorum.” Hissettirmenin önemini yadsıyamam, kimi zaman bir bakış, ufak bir hareket kelimelerin çok daha ötesine gidebiliyor. Yine de kimi durumlarda da insan duymak istiyor. Birçok durumda kişi hissettirdiğini zannediyor ama bu karşıdakinin hissettiği anlamına gelmiyor.&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;font-size:100%;"   lang="TR"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="font-family: georgia;font-family:georgia;" class="MsoNormal" &gt;&lt;span style=";font-size:100%;"  lang="TR"&gt;Özellikle yaş ilerledikçe ve sevdiğimiz insanlar yavaş yavaş hayatımızdan çıkıp gitmeye başladıkça, keşke duygularımı daha açık ve net ifade etseydim gibi pişmanlıklar başlıyor. Bu noktada insan biraz daha cömert ve açık davranmaya başlıyor sanırım &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;çevresindekilere karşı. Her konuda olduğu gibi bunda da dengeyi bulmak önemli. Dile getirmenin aşırıya kaçtığı noktalarda sözcükler anlamlarını yitiriyor, içleri iyice boşalıyor. Etrafınızdaki kişilerin sevgisini hem hissedip hem duyduğunuz ve aynı şekilde hissettirip duyurduğunuz günler dileğiyle...&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/21277617-8167156032876043918?l=portiasnest.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://portiasnest.blogspot.com/feeds/8167156032876043918/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=21277617&amp;postID=8167156032876043918&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/21277617/posts/default/8167156032876043918'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/21277617/posts/default/8167156032876043918'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://portiasnest.blogspot.com/2009/06/duyguyu-soylemek.html' title='Duyguyu Söylemek'/><author><name>Portia</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17458620640342668083</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-21277617.post-9010379592122856802</id><published>2009-06-16T20:47:00.003+03:00</published><updated>2009-06-17T00:06:28.205+03:00</updated><title type='text'>Yemekli İlişkilendirmeler</title><content type='html'>Son günlerde sağlıklı yemek yemeğe çalıştığım için evde düzenli yemek yapma ihtiyacı da doğdu. Yeterince sebze yemediğimi düşündüğüm için geçenlerde bir zeytinyağlı türlü yapmamla başladı herşey. Soğanı, yeşil biberi kavur, sarımsağı çevir, bol domates; sonra sırayla taze fasulye, patlıcan ve kabak. Kaynar suyu ekle, 45 dakikada süper türlümüz hazır. Pratiklik açısından çok kolay olduğu için sonrasında iki kere daha yaptım, hem de koca tencerelerle. Öğlenleri işyerinde farklı yediğim için sıkılma gibi bir durum da söz konusu değildi, bugüne kadar. Bel ağrıları beni yeniden yatağa mıhlayınca son altı ana öğünün beşinde türlü yediğim gibi en azından yarın da aynı menüye mahkumum. İster istemez beyinde bel ağrısı ve türlü ile ilgili bölgeler arasında yeni sinapsler oluştu bile.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunları düşünürken hayatımda daha önce mekanlar, kişiler ve olaylarla yemekler arasında kurduğum ilişkilendirmeleri düşündüm. Yöresel tatlar sebebiyle birçok insanın kafasında oluşan Afyon-sucuk, Konya-tandır gibi genel ilişkileri saymıyorum. Benim hayatıma özel olanları hatırlamaya çalıştım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mekanları düşününce aklıma hemen yazlık ve öğlenleri yediğimiz lahmacun ile geceleri disko çıkışı içtiğimiz domates çorbası geldi. O bol soğanlı az kıymalı, sumak ve limonla yediğim lahmacunun  yeri bende ayrıdır. Gecenin sonuna doğru iyice sulandırılmış, yağlı, kaşarı içine bastığımız ve pideyi bana bana yediğimiz o domates çorbası ne kadar lezzetsiz olsa da yerken aldığımız haz dün gibi aklımda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de olaylar ve durumlarla özdeşleştirdiğim yemekler var, türlüde olduğu gibi. Nedense bunlar genelde hüzünlü veya zor durumlar için oluşmuş. Dedemin ölümünden sonra bir süre babaannemle kalmıştım, zaten çok yakın otururduk. Güzel adetlerimiz doğrultusunda hergün eve tencere tencere yemek gelirdi. Buraya kadar herşey iyi hoş ama hemen herkes kıymalı patates yemeği getirince insanda bir bıkkınlık oluyor haliyle. Babaannemi hayatımda tek o zaman bir yemeğe burun kıvırırken görmüştüm. Bir diğer benzer tiksinme de babamın ölümünden sonra su böreği ile aramda yaşandı. Uzunca yıllar tepside su böreği görmek istemedim doğrusu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kişileri düşününce babaannem ve anneannemden başlamam lazım, nur içinde yatsınlar. Tarhana çorbası denince anneannem, yoğurt ya da genel bilinen adıyla düğün çorbası denince hemen babaannem geliyor aklıma. Dört kuzen her tatilde bir hafta anneannenin evine gönderilirdik. Biz bunun bize bir hediye olduğunu düşünürdük ama yıllar sonra farkettim ki aslında bu anne- babalarımız için bir tatilmiş. İşte o bir haftada bir kere puf böreği bir kere de mantı yapılırdı, biz de yardım ederdik. Muşamba büyük kare salon masasına serilir, kuzenler etrafına yerleşip güle oynaya et yerleştirip mantı kapardık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ailede herkesin kendi spesiyalleri olduğu için fazla detaya girmeyeceğim ama yengem ve kestaneli pastadan bahsetmezsem olmaz. Pasta ev yapımı değil, pastane pastası. Buradaki hikaye başka. Uzun süre aile toplantılarına tatlı getirme görevi yengeme düştüğü zamanlarda hep kestaneli pasta getirirdi, sizin aile çok seviyor diye. Bir süre sonra ortaya çıktı ki bizim ailede kestaneli pasta seven yokmuş, hatta yengem kendisi de pek sevmezmiş. Bu dedikodu ilk nasıl çıktı bilmem ama karşılıklı kibarlık çerçevesinde yediğimiz onlarca kestaneli pasta hep güldürmüştür beni.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir çırpıda aklıma geliverenler bunlar. Uzun lafın kısası, çok türlü yedim bugünlerde çoook... En iyisi bir süre ara vermek.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/21277617-9010379592122856802?l=portiasnest.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://portiasnest.blogspot.com/feeds/9010379592122856802/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=21277617&amp;postID=9010379592122856802&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/21277617/posts/default/9010379592122856802'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/21277617/posts/default/9010379592122856802'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://portiasnest.blogspot.com/2009/06/yemekli-iliskilendirmeler.html' title='Yemekli İlişkilendirmeler'/><author><name>Portia</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17458620640342668083</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-21277617.post-8009392550363006524</id><published>2009-06-08T20:37:00.003+03:00</published><updated>2009-06-08T21:14:43.950+03:00</updated><title type='text'>Yeni İlişkiler</title><content type='html'>Bu aralar hayatımda gerek zaman gerekse sağlık nedeniyle bazı yeni ilişkiler kurmaya başladım. Bunlardan ilki diyetisyenim. Evet, hem bel hem de kolesterol problem olmaya başlayınca kilo vermek zaruri oldu. Bu nedenle artık haftada iki kere gördüğüm bir diyetisyenim var, çok şeker bir insan. Bu kadar sık görüşmek başta anlamsız gelmiş olsa da gidip rapor verdiğim 10-15 dakikanın genel motivasyon açısından etkisi büyük. Bir gün yaramazlık yapsam, öteki güne utançtan daha bir dikkatli oluyorum ister istemez. Bu arada diyetisyenin ofisi evime 20km'den daha uzak. İşime de tahminimce 7-8 km vardır, şehrin ve trafiğin göbeğinde. Muhtelif saatleri denedikten sonra salı sabahları saat 8'de cumartesileri de 11-12 gibi görüşecek şekilde bir düzen oturttuk. Normalde şehir merkezine ayda bir iki kere gitmeye gocunan ben, haftada iki kere gidebilmeme hayret ediyorum. Cumartesileri de oradan çıkıp anneme uğruyorum, o da mutlu oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayatımdaki ikinci yeni kişi yeni kapıcımız. Yurtdışındaki yılların alışkanlığı kapıcılarla pek bir ilişkim olmamıştı şimdiye kadar. Önceki kapıcı servise çıktığında kapımı çalmazdı bile. Yeni arkadaş bunu bilmediği için kapımı çalınca kene gibi yapıştım kendisine. Düzenli yemek yeme çalışmalarım kapsamında düzenli almam gereken ekmek ve yoğurt alışverişimi artık kendileri yapıyor. Apartmanda yaşayan normal bir Türk insanı için bu normal bir hareket olsa da benim için bu bir ilk. Aslında sütü de alabilseydi çok iyi olacaktı ama sabah erken açılan yerde sadece günlük süt olduğundan yarım yağlı (mavi) süt ihtiyacımı karşılamak için başka bir çare bulmam gerekti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayatımdaki üçüncü yeni ilişki de bu noktada oluştu. Bu bir kişiden çok bir dükkan ve bir ekiple. Bel sağlığım açısından ağır kaldırmama kararı verdiğim için yukarıda da belirttiğim gibi toplu süt alışverişi için alternatif arayışına girmiştim. Onu da haftasonu kolaziro aş erdiğim noktada tesadüfen keşfettim. Sitenin alışveriş merkezindeki kuruyemişçiden eve sipariş verirken, yahu sizde mavi kutu süt var mı dedim. Varmış. Haftada ortalama 4-5 yarım litrelik kutu süt tükettiğimi düşünecek olursak sanırım ellerindeki stoğu hızlıca bitirip yeni sipariş vermelerini sağlayabilirim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazıcığa başlarken gerek zaman gerekse sağlık demişim. Sanırım zaman yerine üşengeçlik desem daha doğru olurmuş. Tamam iş güç yoğun olabilir ama eve giderken on dakika bir yere uğrayıp süt almamayı haklı gösterebilecek kadar bir zaman problemim yok sanırım; evet evet, bu düpedüz üşengeçlikten. Neyse, dağıtmayayım konuyu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sağlıklı ve düzgün bir yaşama doğru adımlarım ve oluşturduğum yeni ilişkiler bunlar. Şimdi iş bu ilişkileri düzenli bir şekilde devam ettirebilmekte. Yaşayıp göreceğiz. Bizi izlemeye devam edin.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/21277617-8009392550363006524?l=portiasnest.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://portiasnest.blogspot.com/feeds/8009392550363006524/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=21277617&amp;postID=8009392550363006524&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/21277617/posts/default/8009392550363006524'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/21277617/posts/default/8009392550363006524'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://portiasnest.blogspot.com/2009/06/yeni-iliskiler.html' title='Yeni İlişkiler'/><author><name>Portia</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17458620640342668083</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-21277617.post-1607521217046653551</id><published>2009-06-04T22:14:00.003+03:00</published><updated>2009-06-04T22:34:37.977+03:00</updated><title type='text'>Dayanamama</title><content type='html'>Bugünlerde canım belimde. Gün içinde eğer kafayı ona takmazsam ve kendimi meşgul edersem (-ki zaten işler o kadar yoğun ki kendimi ayrıca meşgul etmeme gerek kalmıyor) bu dönemi daha rahat atlatırım diye kendimi ikna edip üç-dört gündür bu felsefeyle yaşamaya çalıştıysam da acıdan ağlamama çok az kaldı. Şu anda da ağrı içinde yatmış, daha doğrusu, serilmiş halde hala kendimi meşgul etmeye çalışıyorum. Evde bu iş biraz daha zor. Bu yazıcığı da kendimi oyalama ve içimi kusma çerçevesinde yazıyorum sanırım. Muhtemelen derdimin çaresi bir hafta kıpırdamadan yatmak. Pazartesi bir gün denedim, sıkıntıdan patlamak üzereydim. Dedim ya, zaten işte kritik dönemler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün gece saat 23:00 sularında ofiste değerlendirmelerle debelenirken yakın ve sevdiğim bir iş arkadaşımdan bu konuda zılgıt yedim. Seni tek eleştireceğim yanın kendi sağlığına dikkat etmemendir dedi. Biliyorum, haklı. Birçok konuda işleri sona bırakmama konusunda takıntılıyken bu kadar önemli bir konuda yumurta kapıya dayanmadan harekete geçmediğim ve ihmalkar davrandığım için kendime çok kızıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her zamanki gibi sorunu ve olması gereken ama uygulayamadığım çözümü ortaya koymuş bulunmaktayım. Durum budur.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/21277617-1607521217046653551?l=portiasnest.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://portiasnest.blogspot.com/feeds/1607521217046653551/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=21277617&amp;postID=1607521217046653551&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/21277617/posts/default/1607521217046653551'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/21277617/posts/default/1607521217046653551'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://portiasnest.blogspot.com/2009/06/dayanamama.html' title='Dayanamama'/><author><name>Portia</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17458620640342668083</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-21277617.post-2206258274503194115</id><published>2009-05-18T14:58:00.003+03:00</published><updated>2009-05-19T11:01:10.057+03:00</updated><title type='text'>Düzine #2</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="" lang="EN-US"&gt;1. Ne kadar so&lt;/span&gt;ğuğu sıcağa yeğ tutsam da açık pencereli odada televizyon karşısında sızmak iyi birşey değil. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;2. Bu yaşa geldim, ısrarla ya kendimi bilmiyorum ya da bilmemezlikten geliyorum. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;3. İçi dolu bardak kırıp ortalığı batırınca sakin kalabilmeyi öğrenmiş olmam son 10 yılda kendimi geliştirmiş olmaktan en çok mutluluk duyduğum yanım. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;4. Haftasonu temizlik yaptım. Ne bulaşık, ne çamaşır ne de kurutma makinesi fazla doldurunca doğru düzgün çalışmıyor. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;5. Yeğen gibisi yok. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;6. Yanlış hesap Bağdat’dan döndü, dayanırım diye hesap ettiğim durumlara dayanamadığım ortaya çıktı. Bunu daha doğru hesabetmiş olmam gerekirdi. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;7. Duş çalışmayınca leğen ve hamam tası teknolojisine döndüm. Kesinlikle çok daha tasarruflu. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;8. Yanında durup da konuşmadığım, konuşmak zorunda olmadığım, eski dostların yeri apayrı. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;9. Tehlike çanları çalıyor; işi yapmaya üşendiğim süre, işin kendi süresini aşmaya başladı.&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;10. &lt;a href="http://plantsinmotion.bio.indiana.edu/plantmotion/movements/nastic/mimosa/mimosa.html"&gt;Mimoza çiçeği&lt;/a&gt;nin diğer adı küstüm çiçeği imiş. Volkan Konak söylemiş, peşine Nazım’ın şiiri güzel gitmiş. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;11. Kesin şampiyonuz. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;12. Yaşayamadığım güzel şeylere hayıflanmayı bırakıp yaşadığım güzel günleri mutlulukla hatırlamayı öğrenmem lazım ama çok zor. &lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/21277617-2206258274503194115?l=portiasnest.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://portiasnest.blogspot.com/feeds/2206258274503194115/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=21277617&amp;postID=2206258274503194115&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/21277617/posts/default/2206258274503194115'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/21277617/posts/default/2206258274503194115'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://portiasnest.blogspot.com/2009/05/duzine-2.html' title='Düzine #2'/><author><name>Portia</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17458620640342668083</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-21277617.post-4750836189433223804</id><published>2009-05-12T04:22:00.003+03:00</published><updated>2009-05-12T08:18:58.570+03:00</updated><title type='text'>Düzine #1</title><content type='html'>1. Yolculukları, varılan hedeflerden daha çok sevdiğimi bir kere daha farkettim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. Duşum bozuldu ve banyomda klozetin üzerindeki fayanslar öne doğru dökülmeye başladı. Fayansların arkasındaki borulardan gelen bir arıza ise ayvayı yedim. Son sığındığım kale de başıma yıkılacak bu gidişle...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. İnsan hüzünlü şarkılar dinlediği için mi kendini kötü hisseder yoksa kendini kötü hissettiği için mi hüzünlü şarkılar dinler? Bence tavuğu yemeli yumurtayı da omlet yapmalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4. Bazı takıntılarımı seviyorum. Birçok şeyin kontrolüm dışında değiştiği hayatımda değişmeden kalabilmeleri bana güven ve huzur veriyor... Cümlelerin sonuna üç nokta koymayı da seviyorum, bilmiyorum neden...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5. "Dream on but don't imagine they'll all come true". Yok yok, beceremiyorum ben bunu. En iyisi hiç hayal kurmamak. Patlıyor nasılsa.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6. Sorumsuz ve sorunsuz olmak istiyorum ama nasıl olacağımı bilemiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7. Yaz gelmeden güneş gözlüğü alsam iyi olacak, göz kısmak yorucu oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8. İstemediğim yanıtları veya açıklamaları duymamak için, sorulması gereken soruları sormama veya konuları açmama huyumdan vazgeçsem mi vazgeçmesem mi? Bu işi yeterince uzatmayı becerirsem yanıtların veya açıklamaların değişmeyeceğinden emin olsam... İşkenceyi uzatmakta rakip tanımam, hele de kendime yapıyorsam.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;9. Bu sene kesin şampiyonuz. Kara kartal oleeey.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10. Yangında ilk kurtarılacak yazan dosya dolabını çok kıskanıyorum bugünlerde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;11. Elektrikler kesilince karadenizlinin biri yürüyen merdivende iki saat mahsur kalmış. Karadenizli olduğuma göre bu biri ben de olabilirim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12. Olası evreler: şok ve inanamama - inkar - kızgınlık - pazarlık - suçluluk - depresyon - kabullenme ve umut. Ortaya karışık alalım o zaman.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/21277617-4750836189433223804?l=portiasnest.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://portiasnest.blogspot.com/feeds/4750836189433223804/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=21277617&amp;postID=4750836189433223804&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/21277617/posts/default/4750836189433223804'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/21277617/posts/default/4750836189433223804'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://portiasnest.blogspot.com/2009/05/duzine-1.html' title='Düzine #1'/><author><name>Portia</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17458620640342668083</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-21277617.post-2269559627717904395</id><published>2009-05-07T22:17:00.004+03:00</published><updated>2009-05-07T22:53:56.815+03:00</updated><title type='text'>Zamanda Yolculuk...</title><content type='html'>Herhalde en son 8-9 sene kadar önce ODTÜ'de bahar şenliklerine katılmıştım. Artık iyice yaşlandım havasında bu sene de konsere monsere gitmem diye düşünüyordum. Sen birşey söylemeden yüzüne bakıp da neye ihtiyacın olduğunu anlayan eski bir dost sayesinde bunca zamandan sonra kendimi stadyumun çimlerinde buldum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ortalıkta gezinirken ne yalan söyleyeyim, kendimi uzaydan gelmiş gibi hissettim önce. Yok, taş atan falan yoktu ama etraftaki gencecik insanlar bana çok uzak geldiler. Hele de ilk çıkan iki grubun şarkılarını hayatımda duymamış olmam, evet yanlış yerdeyim galiba dedirtti. Asıl grup öncesi arada Big in Japan, Self Control çalmaya başlayınca, ahanda bizim havalar dedim kendi kendime. Çevremde aynı dönemlerden üç-beş yancı da olunca, etrafta kasım kasım dikilen gençlerin arasında 80'lerin danslarını sergilerken keyfim iyiydi valla. Sonrasında Yeni Türkü çıktı sahneye. Neyse ki adamlar yeni albüm yapmıyorlar da bizim repertuar yetiyor onlara. Bağıra çağıra eşlik ettim şarkılara.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunca eğlenceye ve inada rağmen, bünye bir noktadan sonra dayanamıyor. Nitekim beş-altı şarkı sonunda gövdemin muhtelif parçaları hadi kızım evine sinyali vermeye başladı. Çok uzun olmasa da katılmış olmak iyi geldi bana. Arada biraz hüzünlendim, eski günleri anımsayıp koptuğum dostları düşününce. Uzakta olanlara hayıflandım, yakında olup da görüşemediklerim için biraz kendime kızdım. Yine de içime attığım ve dermanını bulamadığım onca dert arasından beni birkaç saat de olsa çekip çıkardı bu şenlik konseri. Ne yazık ki gerçeklere dönme vakti şimdi...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/21277617-2269559627717904395?l=portiasnest.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://portiasnest.blogspot.com/feeds/2269559627717904395/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=21277617&amp;postID=2269559627717904395&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/21277617/posts/default/2269559627717904395'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/21277617/posts/default/2269559627717904395'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://portiasnest.blogspot.com/2009/05/zamanda-yolculuk.html' title='Zamanda Yolculuk...'/><author><name>Portia</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17458620640342668083</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-21277617.post-4216891054341077119</id><published>2009-05-06T03:03:00.007+03:00</published><updated>2009-05-12T23:27:01.363+03:00</updated><title type='text'>Gecenin Üçü...</title><content type='html'>Yarım yamalak uykular arasında dayanamayıp kalktım yataktan. Baktım saat gecenin üçü. Kimi rivayetlere göre ise sabahın...  Sonra başladım bir şarkı mırıldanmaya, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;gecenin tam üçünde, &lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;gecenin tam üçünde... &lt;/span&gt;Belki de keramet saatte. Bir sürü şarkıya malzeme olmuş ne de olsa. Sonra sordum kendime, gerçekten kaç şarkıda var bu gecenin üçü? Hiç zorlamadan pıt, üç adet geldi aklıma, buyrun:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Gecenin Üçünde                        &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;                          &lt;p align="left"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;                            Düz değil, düzen değil&lt;br /&gt;Az değil, ezen değil&lt;br /&gt;Boz değil, bozan değil&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="left"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;(Bir gül biter içimde, içimde, içimde...&lt;br /&gt;Tam bildiğin biçimde, biçimde, biçimde, oooy.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Gecenin tam üçünde,&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Gecenin tam üçünde&lt;/span&gt;) &lt;span style="font-style: italic;"&gt;nakarat&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="left"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Can değil, canan değil&lt;br /&gt;Er değil, eren değil&lt;br /&gt;Geç değil, erken değil&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="left"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;nakarat&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Sevda gibi kanımda&lt;br /&gt;Can verirken elinde&lt;br /&gt;Pençe gibi düşümde&lt;br /&gt;Uy değil, uyku değil&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir gül biter içimde&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Gecenin tam üçünde&lt;br /&gt;Gecenin tam üçünde...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;     &lt;/p&gt;                                                                                                                         &lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt;Söz-Müzik:&lt;/b&gt; Fikret Kızılok&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gönül                        &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;                          &lt;p align="left"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;                            Bunca yıl herkesten kaçtın&lt;br /&gt;En sonunda buldum sandın&lt;br /&gt;Ansızın içini açtın&lt;br /&gt;Yapma dedim yaptın gönül&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="left"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Gözleri senden uzaktı&lt;br /&gt;Fark edilmez bir tuzaktı&lt;br /&gt;Sana böylesi yasaktı&lt;br /&gt;Yapma dedim yaptın gönül&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="left"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;O bir yolcu sen bir hancı&lt;br /&gt;Gördüğün en son yalancı&lt;br /&gt;İçindeki derin sancı&lt;br /&gt;Gitmez dedim kaldı gönül&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="left"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Sen istedin ben dinledim&lt;br /&gt;Senden ayrı olmaz dedim&lt;br /&gt;En sonunda ben de sevdim&lt;br /&gt;Şimdi beni kurtar gönül&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="left"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Gözlerin bakar da görmez&lt;br /&gt;Ellerin tutar da bilmez&lt;br /&gt;Gece gündüz fark edilmez&lt;br /&gt;Demedim mi sana gönül&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="left"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;" class="bulunan"&gt;Sabahın tam üçündesin&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Dertlerin en gücündesin&lt;br /&gt;Hala onun peşindesin&lt;br /&gt;Gitme dedim gittin gönül&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="left"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Böylesi sevdiğin için&lt;br /&gt;Bir kördüğüm oldu için&lt;br /&gt;Ağlıyorsun için için&lt;br /&gt;Demedim mi sana gönül&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="left"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Sen istedin ben dinledim&lt;br /&gt;Senden ayrı olmaz dedim&lt;br /&gt;En sonunda ben de sevdim&lt;br /&gt;Şimdi beni kurtar gönül                        &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt;Söz:&lt;/b&gt; Özkan Samioğlu&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Müzik:&lt;/b&gt;                          Fikret Kızılok                    &lt;br /&gt;&lt;/span&gt;                        &lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Bu Yorgunluktan Bıktım&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Bu yorgunluktan bıktım,&lt;br /&gt; Bıktım bastıran uykudan.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;     Saat gecenin üçüydü,&lt;/span&gt;&lt;br /&gt; Yapamadıklarım düşündürücüydü.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;    Keşmekeşten bıktım.&lt;br /&gt; Kimin eli kimin cebinde?&lt;br /&gt; Paradan parasızlıktan,&lt;br /&gt; Zamana karşı koşmaktan…&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;    Bıktım bıktım bıktım,&lt;br /&gt; Omuzumdaki yükten,&lt;br /&gt; Nasihatten sükunetten.&lt;br /&gt; Hani nerede umut?&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;    Bırak, açılsam sonsuza,&lt;br /&gt; Dokunsam bir kere,&lt;br /&gt; Devam etsem kesmeden,&lt;br /&gt; Rahat rahat.&lt;br /&gt; Bırak, bırak, bırak.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-size:100%;" &gt;Söz-Müzik: &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Nejat Yavaşoğulları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anladım ben olay&lt;/span&gt;ı, keramet kafiyede...&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/21277617-4216891054341077119?l=portiasnest.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://portiasnest.blogspot.com/feeds/4216891054341077119/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=21277617&amp;postID=4216891054341077119&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/21277617/posts/default/4216891054341077119'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/21277617/posts/default/4216891054341077119'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://portiasnest.blogspot.com/2009/05/gecenin-ucu_06.html' title='Gecenin Üçü...'/><author><name>Portia</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17458620640342668083</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-21277617.post-480920966430928731</id><published>2009-04-19T19:05:00.002+03:00</published><updated>2009-04-19T19:28:41.258+03:00</updated><title type='text'>Tebessüm</title><content type='html'>Evvelki akşam kısacık da olsa ablamlara uğradım. Üç nesil bir aradaydı, annem, ablam ve yeğen. Keyfim olmadığı için çok uzun kalmadım ama ablam ve yeğen hemen cicilerini döktüler önüme...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Efendim, ana-kız fotoğrafçılığa merak salmış durumda. Ablam bir yerlerde kurs alıyor. Kendine yeni bir makine ve kitaplar almış, keyfi yerinde. Anne yeni ve afili bir makine alınca, eskiden sosyal aktivitelerde kullandığı da bizim altı yaşındaki ufaklığa devrolmuş. Önce ablam hevesle gösterdi çektiği fotoğrafları. Odaklama ve doku çalışmalarını, çeşitli denemelerini anlattı. Ne yalan diyeyim, güzel olmakla beraber o kadar da fazla ilgimi çekmedi fotoğraflar. Ağaç, böcek, doku detay, vesaire, vesaire...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra sıra bizim bıdığa geldi. Zaten tip olarak da annesinin küçük bir kopyası... Ciddi ciddi anlattı çektiği fotoları: "Burada kedi çöpü karıştırıyor; burada benekli kediyi çekiyorum; bak burada çikolatalı dondurma; bütün dondurmalar bir arada; arkadaşım Duru..."  Onun gözünden dünyayı görebilmek içimi ısıttı. Çektiği fotoları ve anlatışı aklıma geldikçe de gülümsüyorum. Ufaklığın sanatı karşında saygıyla eğiliyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/21277617-480920966430928731?l=portiasnest.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://portiasnest.blogspot.com/feeds/480920966430928731/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=21277617&amp;postID=480920966430928731&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/21277617/posts/default/480920966430928731'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/21277617/posts/default/480920966430928731'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://portiasnest.blogspot.com/2009/04/tebessum.html' title='Tebessüm'/><author><name>Portia</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17458620640342668083</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-21277617.post-6261094434526476231</id><published>2009-04-03T21:38:00.008+03:00</published><updated>2009-04-03T22:27:06.225+03:00</updated><title type='text'>Adım Portia, Ben Bağımlıyım</title><content type='html'>Gözümün önünde amerikan filmlerinin tipik "destek grupları" sahneleri canlanıyor ama bağımlılık bilgisayar ve internet olunca bunu da blog üzerinden yapmak durumu iyice perçinliyor. Önce sadece bilgisayar bağımlılığı olarak başladı. Yıl 94-95 olmalı. O zaman internet bağlantısı bu kadar yaygın değildi, bir tek okuldan erişirdim, iş için. Okul hesabından pine ile mesaj okuma ve bölünmüş siyah ekranda yurtdışındaki arkadaşlarla zar zor da olsa haberleşme şeklinde devam etti. Sonra anlayamadığım bir hızla anında mesajlaşma, görüntülü-sesli konuşma, gazeteler, bilimsel yayınlar derken hayatımın büyük bir parçası haline geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son 8-9 senede dizüstü bilgisayarımdan ayrı geçirdiğim en uzun süre kamp yapmaya gittiğim beş gün. Bütün gün fazlasıyla "çevirimiçi" olmam yetmiyormuş gibi eve gelince ilk iş bilgisayarı açmak oluyor. Aktif olarak kullanmam şart değil, o orada dursun ve ihtiyacım olduğu anda, ki bu ihtiyaç olma durumu ayrı bir muamma, bir şeyleri tarayabileceğimi bileyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konu nereden çıktı derseniz, pazar günü 3 günlük bir tatile çıkıyorum. Tekne ile açılacağız söylemesi ayıp. Büyük iç çatışmalarım sonrasında yine dizüstü bilgisayarımı yanıma almaya karar verdim. Tabii ki çok geçerli nedenlerim var. Oradan bir bilimsel kongreye gideceğim. Benim sunumumun olmaması çok acil bir şekilde bilgisayarıma ihtiyacım olabileceği ve yanımda olmazsa dünyanın sonunun geleceği gerçeğini değiştirmiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adım Portia, bilgisayar ve internet bağımlısıyım...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/21277617-6261094434526476231?l=portiasnest.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://portiasnest.blogspot.com/feeds/6261094434526476231/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=21277617&amp;postID=6261094434526476231&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/21277617/posts/default/6261094434526476231'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/21277617/posts/default/6261094434526476231'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://portiasnest.blogspot.com/2009/04/adm-portia-ben-bagmlym.html' title='Adım Portia, Ben Bağımlıyım'/><author><name>Portia</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17458620640342668083</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-21277617.post-3180107837394565998</id><published>2009-03-31T17:28:00.004+03:00</published><updated>2009-04-04T11:30:22.592+03:00</updated><title type='text'>Umut</title><content type='html'>Bu aralar Şevval Sam'ın Kibritçi Kız şarkısı kafamın içinde çalıp duruyor. Özellikle de ilk kısımları. Buyrun...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;font-family:georgia;font-size:100%;"  &gt;Nereye kadar sadaka,&lt;br /&gt;nereye kadar bu dilencilik?&lt;br /&gt;Ben kimin neyim,&lt;br /&gt;nereye bu yolculuk?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Derin bir üzüntü bu,&lt;br /&gt;geçmeyecek gibi...&lt;br /&gt;Yaraya tuz basmak,&lt;br /&gt;nefessiz kalmak,&lt;br /&gt;ağrıya yatmak gibi...&lt;br /&gt;Derin bir üzüntü bu,&lt;br /&gt;ölüm çaresizliği gibi,&lt;br /&gt;imkansızı umutsuzca&lt;br /&gt;bilerek beklemek gibi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:georgia;font-size:100%;"  &gt;(devamı da var esasen ama canım bu sefer cımbızlamak istedi)&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;font-family:georgia;font-size:100%;"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/21277617-3180107837394565998?l=portiasnest.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://portiasnest.blogspot.com/feeds/3180107837394565998/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=21277617&amp;postID=3180107837394565998&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/21277617/posts/default/3180107837394565998'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/21277617/posts/default/3180107837394565998'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://portiasnest.blogspot.com/2009/03/umut.html' title='Umut'/><author><name>Portia</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17458620640342668083</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-21277617.post-8890165348321484738</id><published>2009-03-23T21:20:00.003+02:00</published><updated>2009-03-24T17:59:56.891+02:00</updated><title type='text'>Üç Boyutlu Bulmacalar</title><content type='html'>Yıllardır işim gereği üç boyutlu geometriler ile uğraşır dururum. Hatta şu sıralar çalıştığım proje,  cisimlerin fotoğraflarını kullanarak üç boyutlu modelini oluşturmak üzerine. Yeterince üç boyutlu problemim yokmuş gibi geçenlerde beş tane üç boyutlu bulmaca aldım. Metaller, ipler, tahtalar bir şekilde birleştirilmişler. Çözüm genelde iç içe geçmiş iki parçayı birbirinden ayırmayı gerektiriyor. Tabii iş ikiye ayırmakla bitmiyor, onları geri birleştirebilmek de ayrı bir maharet.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belli bir strateji geliştirmeden çözmeye çalışmak genelde pek işe yaramıyor, tesadüfi çözümler olmuyor. Hoş stratejilerin de şişmesi oldukça mümkün. Önce parçaları iyi analiz etmek gerekiyor. Parçaların farklı özelliklerini ve bu özelliklerin nasıl kullanılabileceğini anlamak önemli. Mesela bir ip varsa onun bükülebilirliğini, metal bir zincir varsa en ince noktasını bilmek lazım. Bazen çözüme giden yolu bulduğunu sanıyor insan, ilerliyor ilerliyor, ama hiç beklemediği bir anda tıkanıveriyor. Daha kötüsü başladığından da karmaşık bir halde buluveriyor kendini. Bir de başlangıç noktasına dönmek için bir çaba harcamak gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biraz kurcalayınca görünen o ki bütün yukarıdakilerin yanında en önemli unsur sabır. Sabırsız davranınca işler iyice karışıyor, çözümü gittikçe uzaklaştırıyor. Tam bir çıkmaz sokak. Bulmacaların hiçbirini henüz çözemedim, biraz deneyip bıraktım. Sabır, vakit gerektiriyor. Neyse ki hayatımda sonuçlanmayı bekleyen onca işin aksine, konu bulmaca çözmek olunca bir zorunluluk yok. İnsan gönül rahatlığıyla atıyor bir kenara, hatta hiç çözmemeyi seçebiliyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/21277617-8890165348321484738?l=portiasnest.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://portiasnest.blogspot.com/feeds/8890165348321484738/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=21277617&amp;postID=8890165348321484738&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/21277617/posts/default/8890165348321484738'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/21277617/posts/default/8890165348321484738'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://portiasnest.blogspot.com/2009/03/uc-boyutlu-bulmacalar.html' title='Üç Boyutlu Bulmacalar'/><author><name>Portia</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17458620640342668083</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-21277617.post-5789748000617428698</id><published>2009-03-17T23:30:00.010+02:00</published><updated>2009-03-22T07:32:48.043+02:00</updated><title type='text'>Yola Çıkmak</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Sabah erkenden &lt;/span&gt;&lt;span lang="TR"  style="font-size:100%;"&gt;çıkmalı yola. Varılacak yer uzak olduğundan değil, aslında hedef yok henüz ortada. Alışkanlıktan herhalde, evet erken çıkmalı. Birkaç parça attın mı çantaya iş tamam. Nasılsa dağa çıkmıyoruz ya, eksik gedik olursa sağdan soldan tedarik edilir. Plan yalnız çıkmak değildi yola, ama madem böyle gerekti yine de gitmek lazım. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style=";font-family:georgia;font-size:100%;"  lang="TR" &gt;Arabada müzik önemli. Biraz neşeli, biraz hüzünlü. Yol uzun, her ruh haline uygun birşeyler bulundurmalı; şarkıları kimi zaman bağıra çağıra söylemek, kimi zaman da bir iki göz yaşıyla mırıldanmak... &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;    &lt;p class="MsoBodyText"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span style="font-style: normal;font-size:100%;" lang="TR" &gt;Eskiden olsa yolculuklar daha farklı olurdu, cümbür cemaat. Haftalar öncesinden başlardı hazırlık. Ayla hanım herkesin listesini hazırlardı. Kaç don, kaç çorap gittiği bilinsin, dönerken sayım yapılacak. Bunca hazırlığa rağmen yazlık anahtarı unutulur mu, unutulur; yanlışlıkla çöp torbası da bagaja konur mu, konur. Arabalar da konforlu değildi bugünkü gibi. Yine de krem rengi şahin, portbagajı ile göreve hazır olurdu geceden. O zamanlar bir de yolculuk kokusu olurdu arabaların, siner arabaya iki üç gün geçmezdi. Arka koltuktaki hayali sınır, sen geçtin hayır geçmedim, çek ayağını, anne birşey söyle ablama. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span lang="TR"  style="font-size:100%;"&gt;&lt;!--[if !supportEmptyParas]--&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span lang="TR"  style="font-size:100%;"&gt;Artık sayım farklı: cüzdan, cep telefonu, anahtarlık. Burda, burda, ... , nerde&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;?? Demek anahtar unutmak aileden kalan b&lt;/span&gt;&lt;span lang="TR"  style="font-size:100%;"&gt;ir alışkanlık. Arama, tarama, on dakikalık rötar. Kimin umurunda, nasılsa bekleyen yok. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span lang="TR"  style="font-size:100%;"&gt;&lt;!--[if !supportEmptyParas]--&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span lang="TR"  style="font-size:100%;"&gt;Ve nihayet tekerler dönmeye başlıyor. Gidilecek yön belli değil, bir vuruldu mu yola araba bulur yönünü belki. Sabah uyku açmak için hareketli parçalar uygundur: &lt;i&gt;hayat zorlaşınca, çıkmaz sokaklarda soluksuz kalınca..... o zaman şarkı söylemek lazım avaz avaz...&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span lang="TR"  style="font-size:100%;"&gt;Eskiden yollar da böyle değildi. Şimdi çok daha düzgün, geniş. Arabanın rahatıyla birleşince daha keyifli olması gerekmez mi yolculukların&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;? Konfor var ama keyiften eser yok. Bütün bu kolaylıklar kafanın içinde cirit atan düşünceleri azaltmıyor ne de olsa. Dertleri tasaları da paketleyip yanına aldıktan sonra ne anlamı kaldı yola çıkmanın. Yine de bile bile çıkıyor insan yollara, bir umut içinde. Belki yeterince hızlı gidersek ve tasalar bu hıza ayak uyduramazlarsa kafadan kalpten fırlayıp geride kalıverirler. I ıh olmuyor.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Saatler geçiyor, zaruri çiş-yemek molaları derken manzara tanıdık gelmeye başlıyor. Sanki buradan daha önce geçmiştik. Saatler geçiyor, manzara değişmiyor. Araba yolunu bulur belki diye yola çıkmak yaramıyor, tek yaptığı halkalar çizmek merkez etrafında, kontrol kimde belli değil. Kestirmek için arka koltuğa geçiyorum, araba kendi kendine gitmeye devam ediyor… Demek ki kontrol bende değilmiş. Kestirme, derin bir uykuya dönüyor. Kaç saat geçmiş belli değil, yavaş yavaş uyanıyorum, araba eve dönmüş. İnsan kaçamıyor kendinden. Sayım yapıyorum, cüzdan, cep telefonu, anahtarlık. Alıp çantamı yavaş yavaş çıkıyorum merdivenleri. Bir bardak su içip yatıyorum.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;p class="MsoNormal"  style="font-family:verdana;"&gt;&lt;!--[if !supportEmptyParas]--&gt; &lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;span style=";font-family:verdana;font-size:100%;"  &gt;&lt;span style="font-size:12;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/21277617-5789748000617428698?l=portiasnest.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://portiasnest.blogspot.com/feeds/5789748000617428698/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=21277617&amp;postID=5789748000617428698&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/21277617/posts/default/5789748000617428698'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/21277617/posts/default/5789748000617428698'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://portiasnest.blogspot.com/2009/03/yola-ckmak.html' title='Yola Çıkmak'/><author><name>Portia</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17458620640342668083</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-21277617.post-1525754280811436900</id><published>2009-03-15T21:16:00.002+02:00</published><updated>2009-03-15T21:17:03.614+02:00</updated><title type='text'>Ev Alma Ev Arkadaşı Al (2)</title><content type='html'>&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;Bu serinin &lt;/span&gt;&lt;a style="color: rgb(0, 0, 0);" href="http://portiasnest.blogspot.com/2009/02/ev-alma-ev-arkadas-al-1.html"&gt;önceki yazı&lt;/a&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;sında, ilk ev arkadaşım Minako'dan bahsetmiştim. Minako doktorasını bitirip evden çıktıktan sonra oda bir süre boş kaldı. Tabii giderken sahibi olduğu bütün salon mobilyalarını götürünce evin yüzde yetmişi boşalmış oldu. Kendi odamda kurduğum düzenden memnun olduğum için bir süre eşya almadım. Sonradan arkadaşlardan aldığım bir iki eşya ile ev birşeye benzemeye başladı. Bir de televizyon alınca tüm ihtiyaçlarım tamamlanmış oldu. Tam o sıralarda yeni ev arkadaşım Meiying geldi. Birlikte yaşamaya başladığımızda Meiying Çin'den geleli bir sene kadar olmuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada diğer odanın boş kalması benim çabamla olmadı. Yeni ve daha ucuz öğrenci evlerinin yapılmış olması benim kaldığım yere talebi düşürmüştü. Meiying öğrenci değildi ve bir öğrenci ile anlaşma yapıp onun üzerinden evi tutmuştu. Bu öğrenci evlerinde sıklıkla yapılıyor (sublease) ve aslında kurallara aykırı. Bizim sitedeki evler bir süredir boş olduğu için ofistekiler de fazla umursamıyorlardı sanırım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meiying benden 8-9 yaş büyük bir hatundu. Biyoloji bölümünde bir laboratuarda teknisyen olarak çalışıyordu. İngilizcesinin yetersizliği nedeniyle başlarda iletişimde oldukça problem çektik. Sonlara doğru bile dediklerimin ne kadarını gerçekten anlıyor ne kadarını ye ye ye diyerek geçiştiriyordu, hiç emin olamadım. Bu iletişim nedeniyle ara ara kendi labında da problem yaşıyor ve bu konuda çok dertleniyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meiying'le yaşamak çeşitli nedenlerden dolayı beni başlarda çok zorladı. İlk ev arkadaşım genelde kocasının evinde kaldığı için pratikte yine yalnız yaşıyor gibiydim. Ama Meiying... Hep evdeydi. Sabahlar evden benden daha önce çıkardı ama ben de uyanır uyanmaz duş alıp evden fırladığım için evin tadını çıkaramazdım. Akşamları benden önce eve gelir ve çok nadir evden çıkardı. Cumartesi sabahları alışverişe gittiği iki-üç saat haricinde yine hep evdeydi. Başlarda bu durum beni çok bunalttı ama zamanla alıştım. Zaten o dönem benim sosyal çevremi genişletip dışarıda en çok vakit geçirdiğim döneme denk geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir diğer zorluk ortak mutfak kullanımımızla ilgili idi. İlk taşındığında bana deniz ürünlerini sever misin diye sormuştu. Ben de safça hee, dedim; balık, midye, kalamar vs gibi bir Türk insanı için konvansiyonel deniz ürünlerini kastederek. Sonraki günlerde anladım ki bir Çinli için "deniz ürünü" bizim anladığımızdan çok farklı, denizden çıkan antenli mantenli, her çeşit böcek kılıklı yaratık da bu kategoride yer alıyordu. İlk defa buzdolabında canlı yengeçle karşılaşmam biraz olay çıkardıysa da zamanla buna da alıştım (canlı yengeci niye buzdolabında sakladığını da anlamadım, canlı yahu, bozulmaz gibi gelmişti. birşeyler dedi ama anlamadım). Başlarda pişirdiklerinden bana da ikram ettiyse de kısa sürede yeme konusunda çok fazla ortak yönümüz olmadığını kabul ettik. Şimdi bu laf üzerine benim çin yemeklerini sevmediğim zannedilmesin, bilakis çok da severim ama bizim Çinli yemek pişirmekten anlamıyordu bence. Bir kere yemek pişirmeye başladığında koku dayanılmaz oluyordu. Ben onun da çaresini buldum. O ne zaman yemek pişirse ben de girip soğan kavurmaya başladım, oooh mis. Onunla yaşarken Çinlilerin süt ve süt ürünleri tüketmediklerini farkettim. Benim kalıp kalıp peynir ve yoğun yoğurt tüketimim de onu çok şaşırtıyordu. Bir gün ay çekirdeği yediğini görünce, amanın nihayet bir ortak nokta bulduk dedim. Amerikalı ve avrupalıların kuş yemi gözüyle baktıkları ve bir türlü beceremedikleri çitleme aktivitesinde en az bir Türk kadar maharetli idi. İlk kez çekirdeğine ortak olma teşebbüsümde ortaya çıktı ki onlar çekirdekleri tuzlu değil tatlı kavuruyorlarmış. Yaşadığım hayal kırıklığı büyüktü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gavur ellerde arkadaşlar aile olur, en azından bizim için öyle idi. Bu nedenle arkadaşlarla sık sık birbirimizin evinde takılırdık. Bu vesileyle Meiying benim arkadaşlarımla tanıştı. Örnek kümesinin sınırlı olmasından ötürü olsa, Meiying'in Türk erkekleri ile ilgili bir yorumu beni çok güldürmüştü. &lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;Bir gün bana Türk erkeklerinin çok uzun boylu olmaları ile ilgili bir yorum yaptı.  Ne diyorsun kadın dedim kendisine. &lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;En yakın iki erkek arkadaşım 188 ve 190 boylarında idi ve kadıncağızın bildiği diğer iki Türk erkeği de Hido ve Memo olunca o da kendince haklıydı tabii. Zamanla ortalama Türk erkeği boyunda (artık kaçsa bu) arkadaşlarımla tanışınca bu konuda genelleme yapma konusunda acele ettiğini o da farketti. Komikti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meiying'le bir buçuk sene kadar birlikte yaşadık. Benim Irvine'da ikinci senemi tamamlayıp patrona çalıştığım proje bitince memlekete dönmek istediğimi söylediğim günün gecesinde altı ay kadar önce gönderdiğim bir proje başvurusunun kabul edildiğini öğrendim. Sevinmek ve üzülmek, kalmak ve dönmek arasında gidip geldikten sonra üç yıl sürecek olan projeye başlama kararı verdim. O zamanki kararsızlığımı Meiying anlayamadı. O Çin'e dönmemek için her türlü imkanın peşinden koşarken benim böyle bir alternatifin üzerine atlamam yerine hüzünle kabullenmemi şaşkınlıkla karşıladı. Hal böyle olunca, post-doc'lıktan assistant researcher'lığa* terfi ettim ve o evlerde kalma hakkını yitirdim. Kaldığım yere bir-birbuçuk km uzaklıkta altmış metrekare kadar bir oda bir salon bir daireye çıktım tek başıma. O evde iki sene kaldım, güzel günlerdi. İlk taşındığımda Meiying bir uğradı evime, bir ev hediyesi ile. Daha sonra onunla ne görüştüm ne de haberleştim. Şu anda ne yapar ne eder en ufak bir fikrim yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konu ev arkadaşları olunca tek başına yaşadığım o iki seneden anlatacak birşey yok haliyle. Yine de ev arkadaşları maceram burada sonlanmıyor. İki senenin sonunda çeşitli nedenler ve tebdil-i mekanda fayda olacağı prensibiyle bir kere daha hayatımı kutulara koydum ve yollara düştüm. Bu sefer Hint asıllı olup Kenya'da doğup büyümüş ve önceden arkadaşım olan Bindya ile birlikte yaşamaya başladık...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık onu da başka bir zaman anlatırım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; &lt;span style="font-style: italic;"&gt;*assistant researcher yardımcı doçent gibi birşey ama projelerden destekleniyor ve ders verme yükümlülüğünüz yok. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/21277617-1525754280811436900?l=portiasnest.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://portiasnest.blogspot.com/feeds/1525754280811436900/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=21277617&amp;postID=1525754280811436900&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/21277617/posts/default/1525754280811436900'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/21277617/posts/default/1525754280811436900'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://portiasnest.blogspot.com/2009/03/ev-alma-ev-arkadas-al-2.html' title='Ev Alma Ev Arkadaşı Al (2)'/><author><name>Portia</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17458620640342668083</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-21277617.post-3456222981904361482</id><published>2009-03-14T04:27:00.008+02:00</published><updated>2009-03-14T18:17:25.817+02:00</updated><title type='text'>Ev Sesleri</title><content type='html'>Şehirden uzak bir yerlerde ya da yıllar öncesinde neler olurdu acaba bu kategori altında. Ahşap bir evde yaşıyor olsam herşeyden önce evin kendi bir iç sesi olurdu, adım atıldıkça  artan bir çatırdama sesi. Hayat odasında yanmakta olan sobanın* içinden çıtırtılar gelirdi muhtemelen, arada bir çaaat diye yükselen bir patlama ile. Hele bir de rüzgar varsa uğultular ve evin etrafındaki ağaçlardan gelecek yaprak hışırtıları eklenirdi tahminimce bu tabloya.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zamanı ileri sarıp bugüne geliyorum... Hoooop, geldim. Gözlerimi kapatıp şöyle bir dinliyorum evimin gece seslerini, bir uğultu var genel olarak ama bu rüzgarın sesi değil. Evde çalışan envai çeşit elektronik aletin homurdanmalarının bileşkesi. Yakınlık etkisi ile en baskını şu anda bu yazıyı yazmakta olduğum dizüstü bilgisayarımın, yani leepptaap'ın, fan sesi. Diğer bir anlık ses on dakika önce merkezi ısıtma sisteminin kalorifer boruları içinden gelen, uyurken farketmediğim ama uyanıksam her defasında beni yerimden hoplatan garip mekanik açılıp kapanma sesi **. Kalorifer için için başka sesler de çıkarıyor arada. Tam bu satırları yazarken komşu sifonu çekti. Benim bozuk sifon olsa (evet hala bozuk) çekilmesinin arkasından yarım saat kadar inceden inceye bir şırıltı ile doluşunu da duyardık. Rüzgar olduğu zaman ne sesler duyuyorum acaba, hani geçenlerde deliler gibi esmişti. Evet, hatırladım. Balkonda bir heves birşeyler yetiştireyim diye aldığım toprak ve saksıların durduğu torbalardı en büyük ses kaynağı. Yine de şüphesiz evimin en gevezesi mutfakta, derin dondurucu. Mütemadiyen konuşur kendince, ne der bilinmez. Buzdolabı onun kadar konuşmasa da karşılıklı sohbet ediyorlar arada.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunlar gecenin sesleri, gün içinde genelde hayatın diğer sesleri arasında kaybolup gidiyorlar. Televizyon, çamaşır - bulaşık makinesi, aspiratör derken şişecek yine kafa, ben farkına varmadan...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;br /&gt;* &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Geçenlerde benim bıcırık yeğen anneme "anane, soba da ne yahu" demiş. Öğreten anane anlatmış boruları ıvırı zıvrı. İkibiniki model şehir bebesi ne bilsin, o da haklı. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;** &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Yönetici diyor ki gece iki-ikibuçuk saat kadar kazanı tam kapatınca hem sıcaklık olarak çok fazla kayıp olmuyormuş hem de harcama bayağı farkediyorumuş, aklınızda bulunsun.  Yan etkisi, evlerin içinde yankılanan şu daaaan sesi, her gece iki kere: kapa-aç. Bu yazının ilham kaynağı ise "aç"&lt;/span&gt;. &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/21277617-3456222981904361482?l=portiasnest.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://portiasnest.blogspot.com/feeds/3456222981904361482/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=21277617&amp;postID=3456222981904361482&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/21277617/posts/default/3456222981904361482'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/21277617/posts/default/3456222981904361482'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://portiasnest.blogspot.com/2009/03/ev-sesleri.html' title='Ev Sesleri'/><author><name>Portia</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17458620640342668083</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-21277617.post-4233416237312033502</id><published>2009-03-10T13:21:00.004+02:00</published><updated>2009-03-10T13:28:11.001+02:00</updated><title type='text'>Yeni Başlayanlar İçin Trafik</title><content type='html'>Güzel memleketimde trafik kuralları her gün yeniden yorumlanıyor. Bugün bir kırmızı ışığa yaklaşırken arkadaşımın lafı "bu kırmızı ışıkta durmuyoruz". Oldu canım. Sonra da açıkladı, kırmızı ışıklar durulanlar ve durulmayanlar diye ikiye ayrılıyormuş meğer. Arabadaki sinyaller de verilenler ve verilmeyenler olarak tanımlanıyormuş. Aklımızda bulunsun...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/21277617-4233416237312033502?l=portiasnest.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://portiasnest.blogspot.com/feeds/4233416237312033502/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=21277617&amp;postID=4233416237312033502&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/21277617/posts/default/4233416237312033502'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/21277617/posts/default/4233416237312033502'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://portiasnest.blogspot.com/2009/03/yeni-baslayanlar-icin-trafik.html' title='Yeni Başlayanlar İçin Trafik'/><author><name>Portia</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17458620640342668083</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-21277617.post-3358203100237706425</id><published>2009-03-09T21:12:00.003+02:00</published><updated>2009-03-21T11:07:35.901+02:00</updated><title type='text'>Hey Yıllar...</title><content type='html'>Bu ara eski hatalarımı tekrarlamamak için kendimle bir mücadele içerisindeyim. Geçmişte mantığımla duygularımın çeliştiği noktalarda yaptığım hatalara bakıyorum, üzücü de olsa tutarlı bir şekilde benzer hataları yapmışım. İşin kötüsü bunun farkında olmama rağmen bugün bile aynı hataları yapmaya razıyım. Leman Sam'ın &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Hey Yıllar&lt;/span&gt; şarkısı geliyor aklıma. Cımbızlama olmasın, hepsini yazayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;font-size:85%;" &gt;yine gece ve ben başbaşayım anılarla&lt;br /&gt;beyaz bir kuş öyle canlı yine düşlerimde&lt;br /&gt;hey yıllar yenilmedim size umutlarım yine aynı&lt;br /&gt;sessizlik geceyi sarsa da her gün bir yarın var ya&lt;br /&gt;hey yıllar yenilmedim size rüyalarım yine aynı&lt;br /&gt;bir tutku yaşıyorum yine, aynı telaş içimde&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bilmez kimse nasıl geldi geçti yalnızlıklar&lt;br /&gt;kolay mıydı silip atmak sanki korkuları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;font-size:85%;" &gt;**&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;font-size:85%;" &gt;hey yıllar yenilmedim size benim için bahar aynı&lt;br /&gt;aynı o ılık rüzgar yine esiyor ellerimde&lt;br /&gt;hey yıllar yenilmedim size hatalarım bile aynı&lt;br /&gt;hep aynı sevgiye hasretim, duygularım hep aynı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bilmez kimse nasıl zordu gülmek zaman zaman&lt;br /&gt;uçup gitti hayat yavaş yavaş avuçlarımdan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;**&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Şarkıda benim özellikle takıldığım kısım hatalarla ilgili olan:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;font-size:85%;" &gt;hey yıllar yenilmedim size hatalarım bile aynı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;İşte burada bir çelişki yaşıyorum. Hataların aynı olması aslında bir yenilgi değil midir? Hatalardan ders almayacaksak tecrübenin kıymetini silip atıyor olmuyor muyuz? Yoksa herşeye rağmen aynı hataları yapabilmeyi göze almak mıdır zamana meydan okumak...&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;font-size:85%;" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/21277617-3358203100237706425?l=portiasnest.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://portiasnest.blogspot.com/feeds/3358203100237706425/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=21277617&amp;postID=3358203100237706425&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/21277617/posts/default/3358203100237706425'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/21277617/posts/default/3358203100237706425'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://portiasnest.blogspot.com/2009/03/hey-yllar.html' title='Hey Yıllar...'/><author><name>Portia</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17458620640342668083</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-21277617.post-6911238913663920741</id><published>2009-03-01T16:15:00.003+02:00</published><updated>2009-03-01T16:29:20.085+02:00</updated><title type='text'>Makasfobia</title><content type='html'>Hani kendimle daha çok ilgilenmeye karar verdim ya, üşenmeyip kuaföre gittim. Böylelikle yıllardır biriktirdiğim kuaför facialarına bir yenisi daha eklendi. O koltuğa oturup da kuaför elinde makası ile geldiğinde ciddi bir kilitlenme durumuna geçiyorum. hede hödö, kes, kesme... duuuur...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İletişim problemimin tepe yaptığı yerlerden biri sanırım o koltuk. Olay biraz da ne istediğini bilmemekten geliyor. Bu nedenle kaç arkadaş benimle kuaföre gelmekten vazgeçti, kabak başlarına patlıyor diyor. Bugün yalnızdım, o yüzden suçu tek başıma göğüslemem lazım. Zoraki bir gülümseme ile çıktım dükkandan, hemen taktım montun şapkasını  kafama, eve yürüdüm. Dağıttım saçı. Bu sefer hasar minimal.  Neyse ki dönüşü olmayan noktadan önce dur demeyi başarmışım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/21277617-6911238913663920741?l=portiasnest.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://portiasnest.blogspot.com/feeds/6911238913663920741/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=21277617&amp;postID=6911238913663920741&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/21277617/posts/default/6911238913663920741'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/21277617/posts/default/6911238913663920741'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://portiasnest.blogspot.com/2009/03/makasfobia.html' title='Makasfobia'/><author><name>Portia</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17458620640342668083</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-21277617.post-4704927879423257157</id><published>2009-03-01T12:19:00.006+02:00</published><updated>2009-03-01T16:56:51.745+02:00</updated><title type='text'>Yaşamaya Üşenmekten Vazgeçmek</title><content type='html'>Hatırlarsınız daha önce &lt;a href="http://portiasnest.blogspot.com/2009/02/yasamaya-usenmek.html"&gt;yaşamaya üşenmek&lt;/a&gt; konusunda sıkıntılarımı dile getirmiştim. Bu ara bundan vazgeçmenin yollarını arıyorum. Araya giren birkaç sağlık problemi çabalarımı baltalasa da bu konuda uğraşmaya kararlıyım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Silecek suyunu koydum mesela. Tamam, sonra yine bitti ve bir arkadaş bu sefer beni itekledi hadi doldur diye, hatta o doldurdu, ama olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha önemlisi son iki haftada eski dostlarla daha çok haberleşir oldum. İtiraf ediyorum, görüşmeleri buluşmaları başlatanlar onlar oldu ama ben de genelde yaptığımın aksine uzlaşmacı davrandım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aylardır ertelediğim bir diğer konu yazmam gereken bir bilimsel makale ile ilgiliydi. Bir cesaret açtım dosyaları, hatta çalışmayı birlikte yaptığım eski doktora hocamı da arayıp birşeyler istedim. Bir hafta verdim kendime, göreceğiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun zamandır anneme uğramamıştım, dün ona da uğradım. Bana yemek yapmış, onları aldım. Burada oh ne ala denip kendim için gittiğim düşünülebilir ama öyle değil. O yemekleri almaya gidişim sırf onu mutlu etmek içindir. Neyse, burada önemli olan ben gidince ne kadar mutlu olduğunu görüp iki haftada bir düzenli onu ziyaret etmeye karar vermiş olmamdır. İş güç yoğun deyip savsaklamak yok. Aynı durum yeğen ziyaretleri için de geçerli. Şu kendi kabuğuma çekilme huyumdan vazgeçmem lazım. Nelere ne vakitler harcıyorum, iki haftada 6-7 saati aileme ayırmaya üşenince iyice kızıyorum kendime.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendime iyi bakma-davranma konusuna gelince, o konuda tökezlemeler devam ediyor. Üzerime düşenleri yapmıyorum. Belki de aslında kilit noktası burada. Sanırım ısrarla öncelikle eğilmem gereken bu konuyu geçiştiriyor, diğer konularla kendimi oyalıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o zaman, soru: insan hangi noktada yanlış yaptığını bildiği birşeyi yanlış yapmaktan vazgeçer?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/21277617-4704927879423257157?l=portiasnest.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://portiasnest.blogspot.com/feeds/4704927879423257157/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=21277617&amp;postID=4704927879423257157&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/21277617/posts/default/4704927879423257157'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/21277617/posts/default/4704927879423257157'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://portiasnest.blogspot.com/2009/03/yasamaya-usenmekten-vazgecmek.html' title='Yaşamaya Üşenmekten Vazgeçmek'/><author><name>Portia</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17458620640342668083</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-21277617.post-2336673233932632519</id><published>2009-02-20T15:47:00.006+02:00</published><updated>2009-02-20T20:07:56.702+02:00</updated><title type='text'>Evre Sonu Raporu</title><content type='html'>&lt;span style="font-style: italic;font-family:georgia;font-size:100%;"  &gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Aşağıdaki yazı bir arkadaşla yapılan chat'ten alınan satırlardan oluşmuştur. Sadece italik olan kısımlar eklenmiş ya da düzeltilmiştir. Chat hattının öteki ucunda bulunan ve bana bulaşık yıka demiş olan gizli kahramana da buradan tekrar teşekkür ederim...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;                                                      &lt;p class="MsoNormal"  style="line-height: normal;font-family:georgia;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;çok değişik birşey yaptım&lt;br /&gt;hayatımın bir önceki evresini kapattım sanırım&lt;br /&gt;herşey bulaşıkları yıkarken oldu&lt;br /&gt;nasıl anlatsam&lt;br /&gt;**&lt;br /&gt;biraz da amerika'dan dönmeme neden olan bir kişi vardı.&lt;br /&gt;çok kırgın olduğum, affetmediğim&lt;br /&gt;affedemediğim&lt;br /&gt;aslında affetmediğimin kendim olduğunu da biliyordum&lt;br /&gt;geldiğimden beri bir kere bile haberleşmemiştik&lt;br /&gt;zaten evlendi, çocuğu oldu filan&lt;br /&gt;&lt;i style=""&gt;bulaşık yıkarken aklıma düştü&lt;br /&gt;sonrasında&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt; ona mesaj attım&lt;br /&gt;yahoo'dan chat ettik&lt;br /&gt;havadan sudan&lt;br /&gt;hayatımın o evresini sanırım ancak şimdi kapattım&lt;br /&gt;ve herşey bulaşık yıkarken oldu&lt;br /&gt;finally... I let it go...&lt;br /&gt;&lt;b&gt;**&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;ya garip bir ilişkimiz vardı&lt;br /&gt;detaylar önemli değil&lt;br /&gt;çok acı çektim ama artık hiç önemli değil&lt;br /&gt;ne ona ne de kendime kızmıyorum&lt;br /&gt;I let it go... becerdim bunu&lt;br /&gt;bilemiyorum, benim açımdan bunu yapabilmiş olmanın büyüklüğünü anlatabiliyor muyum?&lt;br /&gt;**&lt;br /&gt;belim sızlıyor ama keyfim o kadar gıcır ki :)&lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;font-family:georgia;" &gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/21277617-2336673233932632519?l=portiasnest.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://portiasnest.blogspot.com/feeds/2336673233932632519/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=21277617&amp;postID=2336673233932632519&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/21277617/posts/default/2336673233932632519'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/21277617/posts/default/2336673233932632519'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://portiasnest.blogspot.com/2009/02/evre-sonu-raporu.html' title='Evre Sonu Raporu'/><author><name>Portia</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17458620640342668083</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-21277617.post-4214993071774843236</id><published>2009-02-15T13:31:00.010+02:00</published><updated>2009-02-16T00:16:43.913+02:00</updated><title type='text'>Ev Alma Ev Arkadaşı Al  (1)</title><content type='html'>5 yıl 8 aylık yurtdışı hayatımın ilk 2 yıl 3 ayını üniversite tarafından postdocların, yani doktora sonrası araştırmacıların da kalmasına izin verilen evlerde, sonraki 2 yılını yaşlılar için tasarlanıp inşa edilen, bir aşamada herkese açılınca üniversite kampüsüne yakınlığı sebebiyle daha çok doktora öğrencileri ve araştırmacılar tarafından istila edilen bir apartman kompleksinde, son 1 yıl 5 ayını ise kampüse 15km kadar uzakta yeni kurulmuş olan bir şehirde güzelce bir apartman dairesinde geçirdim. Profesyonel bir taşınıcı oldum diyebilirim ama konu taşınma değil, en azından bu günlük. Bu konaklamalarda aradaki iki yıllık süreç haricinde devamlı ev arkadaşlarım oldu, konumuz onlar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yurtdışına ilk gittiğimde Ankara'da tek başıma yaşadığım evi kapatmış gitmiştim. "Bu yaştan sonra bir ev arkadaşı mı, hayatta olmaz..." diye burnum havalarda ev bakınırken, 60m2 tek odalı eski bir apartman dairesine 900 dolar vermek yerine üniversitenin hiç de fena olmayan iki odalı öğrenci evlerinde bir ev arkadaşı ile 470 dolar vererek yaşayabileceğimi öğrendim. Ev arkadaşı fikri bir anda çok cazip geldi. Aile ile aynı şehirde okumanın yan etkisi olarak yurt veya ev arkadaşı gibi tecrübelerden yoksun büyümüş biri için, bunu da denemek lazım hayatta diyerek Irvine'a varışımdan 7 gün sonra, 7 Aralık 2001 tarihinde (ki yaş tam 28 oluyor) yeni bir maceraya yelken açtım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk ev arkadaşım Minako diye bir hatundu. Japon asıllı amerikalı, baba japon, ama kadın Amerika'da doğup büyümüş. Gözler haricinde japonlukla bir alakası yok. Benden bir-iki yaş büyüktü sanırım. Birlikte yaşamaya başladığımızda yeni evlenmişti ve doktora tezini toparlamakla uğraşıyordu. Kocası iki saat mesafede çalışıyor ve yaşıyordu. Tabii o zaman bu bana çok garip gelmişti ama daha sonra Amerika'nın iki ayrı yakasında yaşayıp çalışan çiftleri görünce bunun onlar için çok normal birşey olduğunu gördüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Minako ile ilk tanışmamız onun çalıştığı laboratuvarda oldu. Oda için size öneri yapıldıktan sonra potansiyel ev arkadaşları görüşüp tanışıyorlar, karşılıklı bir mülakat yapıyorlar. İki tarafın da kabul etmeme şansı var. Yalnız olayı sündürmemek için en fazla üç öneriyi geri çevirme hakkınız var. Kendisi zaten yıllardır o evde yaşıyordu ve ev arkadaşı mezun olduğu için bana önerilen oda boşalmıştı. Bizim mülakat biraz da benim çömezliğimden tek taraflı geçti. O hayat tarzını, şartlarını anlatıyor, ben de he he deyip geçiyordum. Biran evvel kendime ait, başımı sokacak bir çatı bulma endişesi içinde şart şurt görecek halim yoktu zaten. Ev düzeni, temizlik vs gibi konularda konuştuktan sonra, Minako kedisinden, kocasının iki haftada bir gelip haftasonu kalacağından bahsetti.  O ilk mülakattan aklımda kalan bir diğer konu ise barda tanıştığım erkekleri ilk geceden eve getirmeme şartı oldu. Evet, bu beni en zorlayan şart oldu sanırım (töbe töbe).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuçta kediyi bir kere bile görmedim, kocası da 7-8 ayda toplam 7-8 kere ya geldi ya gelmedi. Sonradan iyi arkadaş olup uzun gece muhabbetleri yaptığımız zamanların birinde dönem ortası olduğu için zaten pek alternatif gelmediğini beni de atlatabilirse dönemin kalanın hepsini evde tek başına geçireceği için olayı yokuşa sürmeye çalıştığını açıkça ifade etti. Bir diğer numarası da ilk taşındığım haftanın sonunda evde çılgınlar gibi temizlik yapmak olmuştu. Her hafta sırayla temizlik yapacağımız için, bana standart koymaya çalışıyormuş aklı sıra. Ne yalan diyeyim, ben de bunu sonraki ev arkadaşlarımda uyguladım sonra.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Minako ile yaşadığım 7-8 aylık süreçte o doktora tezini yazmakla uğraştığı için vaktinin çoğunu kocasının evinde geçirdi. Ancak deney yapması gerektiği zamanlar kampüste kalıyordu. Birlikte çok olmasa da uzun ve eğlenceli muhabbetler yaptık. Başlarda inatla benim gibi açık kumral, ela gözlü birine "you arabs..." diye başlayan cümleler kurarak sorular sormaya çalıştıysa da zamanla türklerin, arapların ve iranlıların aynı olmadığını anlatabildim ona. Ülkeden ve dilden bağımsız, hatunlar olarak kıl-tüy muhabbeti yaptık. Tam ailelerimizden, korkularımızdan, hedeflerimizden konuşur hale gelmiştik ki tezini bitirdi ve kocasının yanına taşındı. Taşındıktan sonra sadece bir kere telefonla konuştuk. Ne yazıştık, ne haberleştik. Doğrusu pek de aklıma gelmedi, gelmiyor...  Nerededir, ne yapar çok merak etmiyorum açıkçası. O kadar yer etmemiş bende demek ki. Onun da beni düşündüğünü sanmam. Belki arada bir "Çatlak bir Türk ev arkadaşım olmuştu bir ara, uykuluyken benimle Türkçe konuşurdu" diyordur o kadar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugünlük bu kadar yeter. Serinin ikinci kısmında Minako'dan sonra 1.5 sene kadar yaşadığım Meiying'i, çinli ev arkadaşımı anlatırım size.  Sağlıcakla kalınız...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/21277617-4214993071774843236?l=portiasnest.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://portiasnest.blogspot.com/feeds/4214993071774843236/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=21277617&amp;postID=4214993071774843236&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/21277617/posts/default/4214993071774843236'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/21277617/posts/default/4214993071774843236'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://portiasnest.blogspot.com/2009/02/ev-alma-ev-arkadas-al-1.html' title='Ev Alma Ev Arkadaşı Al  (1)'/><author><name>Portia</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17458620640342668083</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-21277617.post-5462005402597381220</id><published>2009-02-10T14:18:00.005+02:00</published><updated>2009-02-14T22:47:35.726+02:00</updated><title type='text'>Blog Dinamikleri</title><content type='html'>Blog işine alışmaya çalıştığım bu günlerde yazdığım yazıların beni ne kadar ifade ettiğini sorgular buldum kendimi. Etrafta genelde neşeli ve olumlu bir insan olarak tanınmama rağmen yazdıklarıma bakınca bunu hiç yansıtamadığımı farkettim. Acaba bu, kendimi yanlış ifade ettiğimden mi yoksa aslında bu neşeli suratın arkasında aslında mutsuz ve kızgın biri olduğundan mı diye düşündüm. Sanırım ikisinden de biraz var. Daha işin çok başındayım ve öncelikle sadece kaşıntı yaratan konulara değinmiş olduğumdan yanlış tanınma paranoyası yapıyor olabilirim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuçta bu, şu gerçeği de öne çıkarıyor, sadece yazı yoluyla karşıdakini onun yansıttığı gözle ve onun istediği kadar tanıyabiliyorsunuz. Bu benim için çok yeni. Algılarımın bir çoğu çalışmaz durumda. Blog insanlarının ilişkileri alıştığımdan çok farklı temellere ve derin bir güven anlayışına dayanıyor sanırım. Öğrenmek ve anlamak için kendimi biraz daha rahat bırakmam ve bu aleme dalmam gerekiyor sanki...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/21277617-5462005402597381220?l=portiasnest.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://portiasnest.blogspot.com/feeds/5462005402597381220/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=21277617&amp;postID=5462005402597381220&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/21277617/posts/default/5462005402597381220'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/21277617/posts/default/5462005402597381220'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://portiasnest.blogspot.com/2009/02/blog-dinamikleri.html' title='Blog Dinamikleri'/><author><name>Portia</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17458620640342668083</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-21277617.post-1682741456142606107</id><published>2009-02-08T20:25:00.002+02:00</published><updated>2009-02-08T20:34:49.198+02:00</updated><title type='text'>Yaşamaya Üşenmek</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal"&gt;Tutam&lt;span style="" lang="TR"&gt;ıyorum kendimi. Nasıl tutayım&lt;/span&gt;? Ekranda benimle aynı yaşta bir kadın görüyorum. 8 sene savaşmış kanserle, herşeye rağmen gülümseyen bir yüzle. Ve yenik düşmüş sonunda. Ailesinden kansere kurban giden sekizinci&lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;kişi. Karadeniz uşakları ne de çok kurban verdi şu illete Çernobil sonrası... Çok kızgınım çok. &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;Nur içinde yatsın hepsi…&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Son yazısını okudum, Nazım’ın en sevdiğim şiirlerinden birini koymuş. Onbeş sene önce ofis duvarımda asılı olan hani, Yaşamaya Dair, işte o. Unutuyorum bazen nasıl yaşamam gerektiğini, nelerin önemli olduğunu hayatta. Aslında biliyorum bilmesine&lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;ne yapmalı ne etmeli ama basiretim mi bağlı ne... Büyük bir üşengeçlik çökmüş üzerime hayata karşı. Aramayı ertelediğim dostlarım, salonda açılmamış kolilerim, on aydır tamir ettirmediğim sifonum, iki haftadır doldurmadığım silecek suyu… Hepsinin ötesinde de düşmanmış gibi davrandığım bedenim. Bir gün bırakıverecek beni vakitsizce kendisini hiç umursamıyorum diye. İşin kötüsü, sonuna kadar haklı olacak. &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;Kızacağım kendime bu konuda ama ona bile üşeniyorum şu anda… &lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/21277617-1682741456142606107?l=portiasnest.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://portiasnest.blogspot.com/feeds/1682741456142606107/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=21277617&amp;postID=1682741456142606107&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/21277617/posts/default/1682741456142606107'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/21277617/posts/default/1682741456142606107'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://portiasnest.blogspot.com/2009/02/yasamaya-usenmek.html' title='Yaşamaya Üşenmek'/><author><name>Portia</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17458620640342668083</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-21277617.post-6453541498146355558</id><published>2009-02-05T13:16:00.002+02:00</published><updated>2009-02-05T21:44:56.857+02:00</updated><title type='text'>İletişimin D Hali</title><content type='html'>&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Yazı yazma çabalarımla ilgili ilk ve tek yorum fazla planlayıp yazmaya çalıştığım ve kendimi biraz daha bırakmam gerektiği yolundaydı. Buyrun o zaman. Saat ofis bilgisayarı zamanında 13:04. Öğle arasındayım, vaktim dar. Bakalım ne çıkacak.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konumuz iletişimin halleri ile ilgili. Dün bir iş arkadaşım, ben ve arkadaşlarımın durduk yere olur olmaz birbirimize sarılmamızla ilgili olarak dalga geçti. Ah siz hatunlar edasıyla. İletişimin çeşitli halleri olduğunu düşünecek olursak ağırlıklı olarak sadece konuşma ve yazmayı kullanmaya şiddetle karşı çıkıyorum. Bakışmak, dokunmak, koklaşmak... Bunları da yeterince kullanmak lazım hayatta. Tabii konuşma ya da yazma kadar sıklıkla olması zor ama gün içinde sevdiğin bir insanın başını okşamanın, sarılıp sıcaklığını hissetmenin kıymeti büyük.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun eksikliğini gavuristanda yaşadığım ilk senede derinden hissetmiştim. Yurtdışına gitmeden önce bulunduğum çalışma ortamlarında da daima sevdiğim insanlarla yakın olma, dokunma, kulaklarına parmak sokma şansım vardı. Oraya ilk gittiğimde bir anda dokunma yollu iletişim hatlarımın hemen hepsi kesiliverdi. Hele bir de yavuklu yoksa, başka bir insana dokunma ilk tanıştırılma anındaki bir tokalaşmanın ötesine gitmiyordu. Başta insan farketmiyor, bir gariplik var bu durumda ama ne. İşin kötüsü buna alışıyor da zamanla. Birbuçuk sene kadar sonra tatil için eve geldiğimde annem ablam bana sarıldığında bir garip hissettim kendimi, ne yapıyor bunlar yahu, elimi nereye koyuyordum ben şimdi. Zaman içinde gavuristan'da da kendime sarılacak, sıcaklığını hissedebileceğim dostlar buldum bulmasına ama memleketteki yoğunluğa hiç erişmedi bu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O yüzden demem o ki, iyidir insana sarılmak, ya da birinin durduk yere gelip sana sarılması. Tutunacak dal, ya da bu durumda tutunacak insanlar olduğunu bilmek etrafında hayata biraz daha fazla katlanma gücü veriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;saat 13:15 vay be... &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;saat 13:19 hızlıca yazım hatalarını da düzelttim. hadi bakalım...&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/21277617-6453541498146355558?l=portiasnest.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://portiasnest.blogspot.com/feeds/6453541498146355558/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=21277617&amp;postID=6453541498146355558&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/21277617/posts/default/6453541498146355558'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/21277617/posts/default/6453541498146355558'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://portiasnest.blogspot.com/2009/02/iletisimin-d-hali.html' title='İletişimin D Hali'/><author><name>Portia</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17458620640342668083</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-21277617.post-4347221649002302103</id><published>2009-02-01T20:04:00.000+02:00</published><updated>2009-02-01T23:17:20.400+02:00</updated><title type='text'>Yazmaya Başlamak</title><content type='html'>&lt;span style="" lang="TR"&gt;Genellikle iletişim konusunda kendimi başarılı sanırdım. Gelin görün ki birşeyler çiziktirmeyi denediğim bu günlerde yazma konusunda kendimi oldukça beceriksiz hissettim. Ne yazsam, nasıl yazsam&lt;/span&gt;? Acaba kendimi yazarak &lt;span style="" lang="TR"&gt;başlamak mı lazım dedim, kendimle ilgili olarak kafamdakileri dökmeye çalıştım. Ortaya çıktı ki en zorundan başlamışım meğer. Bir arkadaşımın dediğine geldim. Asıl maharet soruları, sorunları bulmakmış. &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="" lang="TR"&gt;&lt;br /&gt;Yılların alışkanlığı, listeleme yoluna gittim. Beni tanımlayacak yanıtlar neleri ortaya koymalı diye düşününce ilk etapta elimde yedi maddelik bir taslak liste buldum:&lt;/span&gt; hedeflerim, h&lt;span style="" lang="TR"&gt;ayallerim, beklentilerim, k&lt;/span&gt;orkular&lt;span style="" lang="TR"&gt;ım, endişelerim, yeteneklerim,&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;zayıf yönlerim. Eminim başlıkları  çoğaltmak mümkün, ama bugün aklıma gelenler yedi etti. Sayı da afili. Evet, yedi olsun. Bunlardan son ikisi diğerlerinden farklı bir kategoride, diğerlerini destekleyen özelliklerim.  &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;Sanırım bu zamana kadar yeteneklerimin ve zayıf yönlerimin neler olduğunu ve bunları nasıl kullanıp kontrol edeceğimi, gerektiğinde örtbas edeceğimi üç aşağı beş yukarı öğrenmişim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk beş maddeye bakınca, bunların bir kısmı ne kadar çakışıyor bir türlü karar veremiyorum. Yine de buna fazla takılmadan devam etmeye çalışayım. Sırayla mı gitsem? Yok, hayır. Burada kuralları ben koyarım. Kolayıma gidenden başlayacağım. Endişelerimin genelde gündelik olduğuna karar verip onları da bir kenara koyuyorum, kaldı dört başlık. Korkulara gelince, bu kolay... Sevdiğim üç-beş kişinin başına birşey gelmesi ya da mutsuz olmaları. Kendime ait bir korkum var mı? Başka gelmiyor aklıma. Sıra ilk üçe geldi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Hedefleriniz neler Sn. Portia?&lt;br /&gt;- Bilmem, pek bir hedefim yok galiba. En azından kendi kendime koyduğum bir hedef yok. Ya başkalarının hedeflerine bulaşıyorum ya da başkaların bana koydukları hedeflere takılıyorum.&lt;br /&gt;- Peki hayalleriniz?&lt;br /&gt;- Sanırım bir hayalim de yok. Yaşayıp gidiyoruz öyle. Hayal, kırıklığı getirir; bulaşmamak en iyisi.&lt;br /&gt;- Son soru, beklentiler?&lt;br /&gt;- Sanırım başkalarından birşey beklememeyi öğretmişim kendime. Kendimden beklentilerime gelince sorumluluk duygusuyla kol kola girmiş dolanıyorlar etrafımda, onları da belirleyen ben miyim başkaları mı belli değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiç beğenmedim yazdıklarımı. Çok iç kapayıcı geliyor okuyunca. Aslında amaç bu değil. Sadece karar veremiyorum; hayallerimin, hedeflerimin olmayışı beni özgür mü kılıyor zavallı mı, bilemedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="line-height: 115%;" lang="TR"&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/21277617-4347221649002302103?l=portiasnest.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://portiasnest.blogspot.com/feeds/4347221649002302103/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=21277617&amp;postID=4347221649002302103&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/21277617/posts/default/4347221649002302103'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/21277617/posts/default/4347221649002302103'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://portiasnest.blogspot.com/2009/02/yazmaya-baslamak.html' title='Yazmaya Başlamak'/><author><name>Portia</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17458620640342668083</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-21277617.post-9102901532478954909</id><published>2009-01-28T01:37:00.001+02:00</published><updated>2009-03-14T05:30:54.344+02:00</updated><title type='text'>3 dakika</title><content type='html'>21 Kasım 1994, 16:30-17:00&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- alo baba,&lt;br /&gt;- söyle kızım.&lt;br /&gt;- çıkışta beni alır mısın?&lt;br /&gt;- keyifsizim kızım, midem tatsız. kendin gelsen.&lt;br /&gt;- peki...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;hala 21 Kasım, 21:00-21:30&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tipik bir akşam evde. anne ve abla salonda televizyon karşısında. baba ve küçük kız kardeş, küçük televizyonu izlemek üzere yatak odasına şutlanmış, bu da tipik. genelde futbol maçı varsa durum bu. yok ama, o gün pazartesi. kız Gülşen abi izleyecek. çok sever.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;baba keyifsiz. yatakta uyukluyor. kız babasının yanına uzanmış turuncu kafalı yardımcının salaklıklarını izleyip kıkırdıyor. yandan bir horultu... daha doğrusu hırıltı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- babaaaa, horlama&lt;br /&gt;- ...&lt;br /&gt;- baba?&lt;br /&gt;- ...&lt;br /&gt;- baba, şaka mı yapıyorsun???&lt;br /&gt;- ...&lt;br /&gt;- anne, ANNEEE, babama birşey oluyor...&lt;br /&gt;- annneeeeee&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kırmızı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;hala 21 Kasım, 21:31&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;anne elinde bir ilaç, babanın ağzına koymaya çalışıyor.&lt;br /&gt;yarı aralık gözler.&lt;br /&gt;gözbebekleri nerede?&lt;br /&gt;hırıltı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;mor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;hala 21 Kasım, 21:33&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;evde bir kalabalık.&lt;br /&gt;karşı komşu, yan komşu -doktor olan.&lt;br /&gt;hepsi dip odada.&lt;br /&gt;dip odanın dibinde kız.&lt;br /&gt;şaşkınlık, hıçkırıklar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hareket yok.&lt;br /&gt;- yapacak birşey yok.&lt;br /&gt;- çıkmak istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;siyah.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/21277617-9102901532478954909?l=portiasnest.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://portiasnest.blogspot.com/feeds/9102901532478954909/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=21277617&amp;postID=9102901532478954909&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/21277617/posts/default/9102901532478954909'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/21277617/posts/default/9102901532478954909'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://portiasnest.blogspot.com/2009/01/3-dakika.html' title='3 dakika'/><author><name>Portia</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17458620640342668083</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
