Çarşamba, Mayıs 06, 2009

Gecenin Üçü...

Yarım yamalak uykular arasında dayanamayıp kalktım yataktan. Baktım saat gecenin üçü. Kimi rivayetlere göre ise sabahın... Sonra başladım bir şarkı mırıldanmaya, gecenin tam üçünde, gecenin tam üçünde... Belki de keramet saatte. Bir sürü şarkıya malzeme olmuş ne de olsa. Sonra sordum kendime, gerçekten kaç şarkıda var bu gecenin üçü? Hiç zorlamadan pıt, üç adet geldi aklıma, buyrun:


Gecenin Üçünde

Düz değil, düzen değil
Az değil, ezen değil
Boz değil, bozan değil

(Bir gül biter içimde, içimde, içimde...
Tam bildiğin biçimde, biçimde, biçimde, oooy.
Gecenin tam üçünde,
Gecenin tam üçünde) nakarat

Can değil, canan değil
Er değil, eren değil
Geç değil, erken değil

nakarat

Sevda gibi kanımda
Can verirken elinde
Pençe gibi düşümde
Uy değil, uyku değil

Bir gül biter içimde
Gecenin tam üçünde
Gecenin tam üçünde...

Söz-Müzik: Fikret Kızılok

***

Gönül

Bunca yıl herkesten kaçtın
En sonunda buldum sandın
Ansızın içini açtın
Yapma dedim yaptın gönül

Gözleri senden uzaktı
Fark edilmez bir tuzaktı
Sana böylesi yasaktı
Yapma dedim yaptın gönül

O bir yolcu sen bir hancı
Gördüğün en son yalancı
İçindeki derin sancı
Gitmez dedim kaldı gönül

Sen istedin ben dinledim
Senden ayrı olmaz dedim
En sonunda ben de sevdim
Şimdi beni kurtar gönül

Gözlerin bakar da görmez
Ellerin tutar da bilmez
Gece gündüz fark edilmez
Demedim mi sana gönül

Sabahın tam üçündesin
Dertlerin en gücündesin
Hala onun peşindesin
Gitme dedim gittin gönül

Böylesi sevdiğin için
Bir kördüğüm oldu için
Ağlıyorsun için için
Demedim mi sana gönül

Sen istedin ben dinledim
Senden ayrı olmaz dedim
En sonunda ben de sevdim
Şimdi beni kurtar gönül

Söz: Özkan Samioğlu
Müzik: Fikret Kızılok

***

Bu Yorgunluktan Bıktım

Bu yorgunluktan bıktım,
Bıktım bastıran uykudan.
Saat gecenin üçüydü,
Yapamadıklarım düşündürücüydü.

Keşmekeşten bıktım.
Kimin eli kimin cebinde?
Paradan parasızlıktan,
Zamana karşı koşmaktan…

Bıktım bıktım bıktım,
Omuzumdaki yükten,
Nasihatten sükunetten.
Hani nerede umut?

Bırak, açılsam sonsuza,
Dokunsam bir kere,
Devam etsem kesmeden,
Rahat rahat.
Bırak, bırak, bırak.

Söz-Müzik: Nejat Yavaşoğulları

***

Anladım ben olay
ı, keramet kafiyede...

Pazar, Nisan 19, 2009

Tebessüm

Evvelki akşam kısacık da olsa ablamlara uğradım. Üç nesil bir aradaydı, annem, ablam ve yeğen. Keyfim olmadığı için çok uzun kalmadım ama ablam ve yeğen hemen cicilerini döktüler önüme...

Efendim, ana-kız fotoğrafçılığa merak salmış durumda. Ablam bir yerlerde kurs alıyor. Kendine yeni bir makine ve kitaplar almış, keyfi yerinde. Anne yeni ve afili bir makine alınca, eskiden sosyal aktivitelerde kullandığı da bizim altı yaşındaki ufaklığa devrolmuş. Önce ablam hevesle gösterdi çektiği fotoğrafları. Odaklama ve doku çalışmalarını, çeşitli denemelerini anlattı. Ne yalan diyeyim, güzel olmakla beraber o kadar da fazla ilgimi çekmedi fotoğraflar. Ağaç, böcek, doku detay, vesaire, vesaire...

Sonra sıra bizim bıdığa geldi. Zaten tip olarak da annesinin küçük bir kopyası... Ciddi ciddi anlattı çektiği fotoları: "Burada kedi çöpü karıştırıyor; burada benekli kediyi çekiyorum; bak burada çikolatalı dondurma; bütün dondurmalar bir arada; arkadaşım Duru..." Onun gözünden dünyayı görebilmek içimi ısıttı. Çektiği fotoları ve anlatışı aklıma geldikçe de gülümsüyorum. Ufaklığın sanatı karşında saygıyla eğiliyorum.

Cuma, Nisan 03, 2009

Adım Portia, Ben Bağımlıyım

Gözümün önünde amerikan filmlerinin tipik "destek grupları" sahneleri canlanıyor ama bağımlılık bilgisayar ve internet olunca bunu da blog üzerinden yapmak durumu iyice perçinliyor. Önce sadece bilgisayar bağımlılığı olarak başladı. Yıl 94-95 olmalı. O zaman internet bağlantısı bu kadar yaygın değildi, bir tek okuldan erişirdim, iş için. Okul hesabından pine ile mesaj okuma ve bölünmüş siyah ekranda yurtdışındaki arkadaşlarla zar zor da olsa haberleşme şeklinde devam etti. Sonra anlayamadığım bir hızla anında mesajlaşma, görüntülü-sesli konuşma, gazeteler, bilimsel yayınlar derken hayatımın büyük bir parçası haline geldi.

Son 8-9 senede dizüstü bilgisayarımdan ayrı geçirdiğim en uzun süre kamp yapmaya gittiğim beş gün. Bütün gün fazlasıyla "çevirimiçi" olmam yetmiyormuş gibi eve gelince ilk iş bilgisayarı açmak oluyor. Aktif olarak kullanmam şart değil, o orada dursun ve ihtiyacım olduğu anda, ki bu ihtiyaç olma durumu ayrı bir muamma, bir şeyleri tarayabileceğimi bileyim.

Konu nereden çıktı derseniz, pazar günü 3 günlük bir tatile çıkıyorum. Tekne ile açılacağız söylemesi ayıp. Büyük iç çatışmalarım sonrasında yine dizüstü bilgisayarımı yanıma almaya karar verdim. Tabii ki çok geçerli nedenlerim var. Oradan bir bilimsel kongreye gideceğim. Benim sunumumun olmaması çok acil bir şekilde bilgisayarıma ihtiyacım olabileceği ve yanımda olmazsa dünyanın sonunun geleceği gerçeğini değiştirmiyor.

Adım Portia, bilgisayar ve internet bağımlısıyım...